fbpx
02 Mar 2019

Comments: Yorum yapılmamış

PANİK ATAK TESTİ

Panik atak; beklenmedik
bir anda, beklenmedik bir yerde ve aniden başlayan; ortalama 1 ila 20 dk.
arasında süren, kişide bazı psikolojik ve fiziksel semptomlara neden olan bir
hastalıktır.

  • Bu fiziksel semptomlar
    aşağıdaki gibi örneklendirilebilir:

-Kalp atışının
hızlanması, kalpte çarpıntı

-Terleme, titreme

-Nefes alamama, boğulma
hissi

-Göğüs ağrısı, göğüste
sıkışma hissi

-Karın ağrısı, mide
bulantısı

-Baş dönmesi, sersemlik,
bayılacak gibi hissetme

-Üşüme ya da ateş basması

-Uyuşma, karıncalanma
hissi

  • Psikolojik
    semptomlarda ise genellikle:

-Kontrolü kaybetme
korkusu

-Çıldırma/aklını kaçırma
korkusu

-Ölüm korkusu, görülür.

Bu semptomları yaşayan
kişiler, genelde çareyi psikoloji alanında değil de; kardiyoloji, dahiliye gibi
tıbbın diğer alanlarında arar. Çünkü tabloya ilk bakıldığında bu semptomların
sebebinin psikolojik olduğunu düşünmek akla gelmez. Diğer alanlardan alınan
sonuçlarda bir problem görülmeyince, kişi psikolojik kaynaklı olabileceğini
düşünmeye başlar.

Aşağıdaki Testi doldurarak panik atağınız olup olmadığını veya hangi derecede panik atağınız olduğunu öğrenebilirsiniz.

02 Mar 2019

Comments: Yorum yapılmamış

PANİK ATAK

Panik atak; beklenmedik bir anda, beklenmedik bir yerde ve aniden başlayan; ortalama 1 ila 20 dk. arasında süren, kişide bazı psikolojik ve fiziksel semptomlara neden olan bir hastalıktır.

Bu yazımız sizleri bilgilendirme amaçlıdır. Eğer yazımızdaki semptomları kendinizde gözlemliyorsanız buraya tıklayarak bu konuda uzman olan Yrd. Doç. Elif Güneri’den yardım alabilirsiniz.

  • Bu fiziksel semptomlar aşağıdaki gibi örneklendirilebilir:

-Kalp atışının hızlanması, kalpte çarpıntı

-Terleme, titreme

-Nefes alamama, boğulma hissi

-Göğüs ağrısı, göğüste sıkışma hissi

-Karın ağrısı, mide bulantısı

-Baş dönmesi, sersemlik, bayılacak gibi hissetme

-Üşüme ya da ateş basması

-Uyuşma, karıncalanma hissi

Psikolojik semptomlarda ise genellikle:

-Kontrolü kaybetme korkusu

-Çıldırma/aklını kaçırma korkusu

-Ölüm korkusu, görülür.

 

 

 

 

 

Bu semptomları yaşayan kişiler, genelde çareyi psikoloji alanında değil de; kardiyoloji, dahiliye gibi tıbbın diğer alanlarında arar. Çünkü tabloya ilk bakıldığında bu semptomların sebebinin psikolojik olduğunu düşünmek akla gelmez. Diğer alanlardan alınan sonuçlarda bir problem görülmeyince, kişi psikolojik kaynaklı olabileceğini düşünmeye başlar.

Deneyimlenen semptomlar haliyle, kişiyi hem psikolojik hem de bedensel anlamda oldukça sarsar. Panik ataktan dolayı bazı kişiler depresyon, beklenti anksiyetesi, fobi, sosyal bozukluklar, dış dünyayla ilişkiyi kesme gibi rahatsızlıklar geliştirebilir.

Panik ataklar en sık “panik bozukluk” hastalığında görülür. Yani bilinen yanlışın aksine panik bozukluk ve panik atak hastalıkları farklı tanılara sahip iki farklı rahatsızlıktır. Panik bozukluk, yineleyen panik ataklarıyla karakterize bir rahatsızlıktır fakat unutulmamalıdır ki her panik atak geçiren kişi panik bozukluk hastası değildir. Panik atak, panik bozukluk dışında da farklı psikolojik rahatsızlıklarda (anksiyete bozukluğu, fobiler gibi) ya da bedensel hastalıklarda (tiroid bezinin fazla çalışması, kansızlık gibi) görülebilir. Aynı zamanda, bir psikolojik rahatsızlığın varlığı da panik atağın gelişmesine neden olabilir.

Panik atağın nedenleri araştırıldığında her psikiyatrik rahatsızlıkta olduğu gibi psikolojik, fizyolojik, genetik ve sosyal çevrenin etkileri görülür.

Bireyin sosyal çevresi, büyüdüğü ortam, aile ilişkileri, ebeveynleriyle arasındaki bağ ve iletişim, arkadaşlıkları da panik atak riskini etkileyen sosyal faktörlerdir. Eğer bireyin bu konularda yaşadığı problemleri varsa, panik atak geliştirme riski, daha nitelikli bir yaşam süren bireye göre daha yüksektir. Bireyin yaşadığı; ebeveynlerin boşanması, işini kaybetme, evinden uzaklaşma, ayrılık, bir yakınını travmatik bir şekilde kaybetme, istismara maruz kalma, savaş gibi travmatik tecrübelerin de panik atak oluşmasında oldukça büyük bir etkisi vardır.

Hastaların aile öykülerine bakıldığında, bir aile bireyinde herhangi bir psikolojik rahatsızlık varsa, kişinin panik atak veya bir başka psikolojik rahatsızlık geliştirme riski daha yüksektir. Bu veri bize, diğer psikolojik rahatsızlıklarda olduğu gibi, genetik faktörün panik atakta da etkisinin olduğunu gösterir.

Fizyolojik yani bedensel bir rahatsızlık da kişinin panik atak yaşamasına neden olabilir. Troid bezinin aşırı çalışması, kan şekeri düşüklüğü gibi rahatsızlıklar bunlar örnek olarak gösterilebilir.

Panik atak esnasında kişinin, yukarıda bahsedilen semptomların önüne geçebilmesi için yapması gereken en etkili şeylerden biri nefesini düzene sokmaktır. Çünkü panik atak esnasında kişi hızlı ve kesik nefesler alır; vücut beyne daha çok oksijen göndermeye çalışır. Bu esnada kandaki oksijen miktarı artarken, karbondioksit miktarı hızla düşer. Bu da kalp çarpıntısı, baş dönmesi, mide bulantısı gibi semptomlara neden olur. Bu nedenle nefes egzersizleri yapmak, kişinin panik atak anında nefes alışverişini düzene sokmasına yardımcı olabilir. Bunun yanında, panik atak geçiren kişinin bir kese kağıdından nefes alıp vermesi sağlanarak da kanındaki karbondioksit oranı arttırılabilir.

Panik atak geçiren insanların, diğer insanlara göre daha mükemmeliyetçi, kontrolcü, dakik, kendisine ilgi gösterilmesini bekleyen, sorumluluk duygusu fazla, aceleci kişiliğe sahip oldukları görülmüştür. Bu kişilik özellikleri kişinin her konuyu kendine dert etmesine, en ufak bir problem karşısında yoğun bir stres ve kaygı duymasına, depresif duyguları daha sık tecrübe etmesine neden olmaktadır. Kişi bu özelliklerini tolere ederek ve törpüleyerek hem atakların şiddetini hem de panik atak yaşama ihtimalini azaltabilir.

Örneğin aceleci bir kişiliğe sahip insanların, hem panik ataklarının uzun sürdüğü hem de sonrasında tekil panik atakları panik bozukluğa çevirdikleri yapılan araştırmalarda görülmüştür. Yani günlük hayatta aceleci davranan kişilerin yaşadığı panik ataklar, diğerlerine göre daha uzun sürer ve daha sonra tekrarlama olasılığı daha yüksektir. Bu nedenle aceleci kişiler, bu özelliklerini tolere etmeye gayret etmeli, azaltmaya çalışmalıdır. Yapılması gereken işleri son güne bırakmamak; ev, iş, okul hayatını düzene sokmak aceleciliği azaltmada hastaya yardımcı olabilir.

Kişi hayatındaki stresörleri azaltarak da kendisine yardımcı olabilir. Onu kaygılandıran, korkutan, üzen faktörler panik atak yaşamasını tetikleyebilir. Bu tür duygulara neden olan etkenlerden uzaklaşmak hem sağlıklı bir psikolojiye sahip birey için hem de panik atak gibi psikolojik bir sıkıntıya sahip birey için oldukça önemlidir.

Panik ataklar kişinin işlevselliğini etkilemeye başladıysa, kişi bu ataklardan rahatsızlık duyuyorsa daha profesyonel bir tedavi sürecine girilmelidir. Bu süreçte mutlaka psikolojik terapi gereklidir. Buna ilaç tedavisi de eşlik edebilir. İlaç tedavisinde antidepresanlar kullanılır. Terapilerde genellikle bilişsel davranışçı terapi ya da dinamik/psikanalitik terapi tercih edilir. Tedavi sürecinin işlevsel olabilmesi için terapilerin düzenli yapılması, ilaçların doktor kontrolünde kullanılması gerekir.

23 Şub 2019

Comments: Yorum yapılmamış

İnsanlar Neden Aldatır?

Bir kere aldatan hep aldatır mı?

Aldatma Nedir?

Aldatma bireyin meşru partneri dışında başka bir şahısla romantik ve ya seksüel bir ilişki yaşaması ya da kurgulamasıdır. Dört tip aldatma çeşidi vardır. Bunlar;

  • Pasif Aldatma
  • Aktif Aldatma
  • Cinsel Aldatma
  • Duygusal Aldatma

Pasif Aldatma, kişinin eyleme geçmeden, meşru partneri dışında başka bir bireye karşı beslediği romantik ve ya seksüel duygulardır.

Aktif Aldatma, Kişinin eyleme geçerek, başka bir şahısla romantik ve ya seksüel bir ilişki yaşamasıdır.

Cinsel Aldatma, kişinin meşru partneri dışında başka bir kişiyle cinsel ilişki yaşamasıdır.

Duygusal aldatma, kişinin meşru partneri dışında başka bir kişiyle yaşadığı duygusal ilişkidir. Bazen tek taraflı da olabilir.

Neden Eşler Birbirini Aldatır?

Aile baskısı ve görücü usulü ile evlenen çiftlerde aldatma oranlarını yüksektir. Pasif-güvensiz eşler arasında da aldatmalar yaşanabilir. Eşlerini aşağılayan, fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayan eşlerin aldatılması güçlü bir olasılıktır.  Pornografi bağımlılığı bulunan kişilerin eşlerini aldatması da sıklıkla rastlanan bir olgudur.

Bunun dışında kişinin cinsiyeti, kişiliği,  ilişkisel ve duygu durumsal sebeplerden ötürü aldatma gerçekleşebilir. Şehirlerde taşra bölgelerine oranla  anonimiteyi ve daha çok seksüel partnerin değişkenliğinden dolayı aldatma eylemi daha çok gerçekleşir.

Aldatmadan Korunmak İçin Ne Yapılması gereklidir?

Yapılması gereken ilk şey partnerler arasında aldatmanın tanımı üzerine konuşulması gereklidir. Acaba partneriniz fiziksel olarak çekici biriyle bir akşam yemeğini “aldatmak” olarak tanımlıyor olabilir mi? Açık ve suçlayıcı olmadan yapılan tartışmalar çiftler arasındaki ilişkiyi güçlendirebilir.  Eğer aldatmak ve sadakatsizlik ile ilgili konularda profesyonel yardım almak istiyorsanız Koşuyolu’ndaki Psikoloji Merkezimize başvurabilirsiniz.

21 Şub 2019

Comments: Yorum yapılmamış

Hiperaktivitesi olan çocuklar için 7 Davranışsal Kural !

Çocuklara davranışsal kurallar koymanın temel mantığı; içsel   ve pozitif bir tutarlılığa sahip olmasında yatar.  Çocuk bu kuralları uyguladığında pozitif bir gelişimin parçası olacağını anlamalarını kurallar doğru ve tutarlı bir biçimde uygulanmasına bağlıdır.

Hiperaktivitesi olan çocuklar için 7 Davranışsal Kural :

  1. Çocukların kural kavramını anladığından emin olun.

Çocuklarımıza “bunu yap”, “şundan kaçın” demek yeterli olmayabilir.  Evin içinde yazılı olarak asılması çocuğun kuralları bir bütün olarak işlemesine vesile olacaktır.

  1. Kurallarınızda Açık olun

Çok karmaşık kurallar çocuklarımız için anlaşılabilir olmayacaktır. Örneğin o gün yapılması gerek görevleri listelerken, dilin açık ve yalın olması, çocuğun görevleri yapmasına katkı sağlamasına sebep olacaktır.

  1. Mükemmeliyetçi olmayın!

Çocuklarınızı övgü ve yergide oldukça dengede olmalısınız.  Çocuklarınızın bir anda kuralları mükemmel bir şekilde uygulamasını beklememiz yersiz olacaktır. Bunun yerine küçük adımları ödüllendirmemiz ve çocuğun karakterine değil, sadece davranışlarına yönelik ufak eleştirilerde bulunmamız, kuralların uygulanma sürecine katkı sağlayacaktır.

  1. “Yaptığın zaman/ sonra” ifadelerini kullanarak iyi davranış için cesaretlendirin.

Eğer çocuk yapmak istediği bir aktivite için izin istiyor ise ona izni, görevini yaptıktan sonra izin alabileceğini söyleyin. Örneğin “Evet, garajı temizledikten sonra arkadaşlarınla oyun oynamaya gidebilirsin.” Özellikle yaşı daha genç olan çocuklar için, görevden hemen sonra verilen ödül büyük önem taşır.

  1. Çocuğunuzun yaşı ilerledikçe disiplin sistemini değiştirin!

Her yaş grubunun ihtiyaçları, bilişsel yapısı, yetenekleri ve ilgi alanları farklıdır. Disiplin sistemini buna uygun olarak düzenlemeniz gerekebilir. Örneğin Aşağıda anlatılan  puanlama sistemi ergenler için uygun olmayacaktır.

  1. Ödül ve davranışların sonuçları için bir puanlama sistemi yaratın

Örneğin çocuk her iyi davranışında (ödevlerini zamanında bitirmek gibi) kavanozuna bir bilye atma hakkı elde etsin. Kötü davranışlarında da kavanozundan bir bilye kaybetsin. Gün içinde toplam bilye sayısına göre çocuğunuza ödül verin.

  1. Çocuklarınızın öğretmeni ile ortak çalın.

Çocuklar artık erken yaşta kreşe ve okula gitmeye başlıyorlar. Evde öğrenim görmeyen çocukların zamanının büyük bir bölümü okulda geçmekte. İki farklı sistem çocuğun kafasını karıştırabilir. Bu durumda öğretmenlerle görüşüp benzer sistemler kurulması kurallar arasında pozitif bir tutarlılık yaratacaktır.

07 Şub 2019

Comments: Yorum yapılmamış

Okula Giden Çocukların Sorunları: Özgül Öğrenme Güçlüğü

Özgül Öğrenme Güçlüğü Nedir?

Özgül öğrenme güçlüğü, okul çağında başlayan nöro-gelişimsel bir bozukluktur. Yetişkinliğe kadar fark edilmeyebilir. Öğrenme güçlüğü okuma, yazma ve matematik alanlarında olabilir.
Yapılan çalışmalara göre okul çağındaki çocukların yüzde beş ile yüzde onu , bu bozuklukla mücadele ettiği ortaya konmuştur. Bu grubun büyük bir çoğunluğu yaygın bir şekilde disleksi olarak ifade edilen okuma bozukluğuna sahiptir. Üçte biri ise dikkat eksikliğine ve hiperaktiviteye sahiptir.
Özgül öğrenme tanınmaz ve önemsenmez ise, ileri yaşlarda bireyin akademik başarısından daha fazla yaşam kalitesini etkileyecektir. Bu problemler arasında psikolojik stres ve işsizlik sayılabilir.

Özgül Öğrenim Güçlüğünün Tanı Kriterleri nedir?

Aşağıdaki alanlarda en altı ay süren güçlük:
1. Okumada güçlük
2. Okuduğunu anlamada güçlük
3. Hecelemekte güçlük
4. Düşünceleri Yazılı ifade etmede güçlük (ör.; noktalama, organizasyon, gramer)
5. Sayıları anlamakta ve hesap yapmakta güçlük
6. Matematiksel çıkarım yapmakta, akıl yürütmekte yaşanan güçlük
Öğrenme güçlüğü başka herhangi bir nörolojik hastalıktan kaynaklanmamalıdır. Bireyin görme kaybının ve duyu kaybının olmaması gerekir.Tanı kriteleri aile hikayesi, okul raporları, nöropsikolojik testler ve klinik görüşmelerin karmaşık bir değerlendirilmesinden sonra konulabilir.

Özgül Öğrenme Güçlüğünün Tedavisi Nasıldır?

Özgül öğrenme güçlüğünün bir tedavisi yoktur. Başarılı bir şekilde müdahale edilirse bireyin yaşam kalitesi artar ve akademik başarısı yükselebilir.
Özel eğitim ile özgül öğrenim güçlüğü yaşayan çocuklar okuma- yazma yeteneklerini ve matematiksel yeteneklerini geliştirebilir. Etkili müdahaleler sistematik, yoğun ve kişiye özgü geliştirilen yöntemler olmalıdır. Araştırmalar, özel eğitimin okuma bozukluklarında fonolojik farkındalık, çözümleme yeteneği, anlama ve akıcılık üzerinde odaklandığında çok iyi sonuç verdiğini bulmuştur.
Özgül Öğrenme Güçlüğünün Çeşitleri Nelerdir?
Disleksi terimi, okumada yaşanan güçlüğü ifade eder. Disleksisi olan insanlar harfler ve ona karşılık gelen sesleri birleştirmede zorluk yaşarlar. Sonuç olarak okuma işlevi akıcı olmayan, yavaş bir işlem haline gelir.
Disgrafi, düşünceleri kâğıda aktarmaktaki zorluğu ifade eden bir terimdir. Yazmadaki sorunlar heceleme, gramer, noktalama ve el yazısı ile ilgili olabilir.
Diskalkuli, sayılarla ilişkili sembol ve fonksiyonları matematiksel hesaplamalarda kullanmayı öğrenmedeki güçlüğü ifade eden bir terimdir. Matematikteki güçlük; rakamları anlama, matematiksel hesaplama yapma ve matematiksel aksiyomları ezberlemedeki güçlük olarak ifade edilebilir.

29 Oca 2019

Comments: Yorum yapılmamış

Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)

Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir?

“Çocuğum yerinde duramıyor, acaba hiperaktif mi?”
“Öğretmenler çocuğumun dikkatinin çok dağınık olduğunu söylüyor. Çocuğumda dikkat eksikliği mi var?”
Birçok danışanımız, çocuklarının hareketli doğalarından etkilenip bu tarz cümleler kurabiliyor. Peki, gerçekte Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, kısacası DEHB nedir? Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun nedenleri nelerdir? Bu yazımızda, birçok ebeveyni endişelendiren bu bozukluğu tartışacağız.

Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu, gelişime ve işlevselliğe etki eden dikkat eksiliği, hiperaktivite ve dürtüsellik ile karakterize bir bozuklukltur.
Dikkat eksikliği, kişinin görevinden uzaklaşması, odaklanmayı sürdürmekte güçlük ve organize olamamak anlamına gelir. Tüm bunların herhangi bir kavrama sorunundan kaynaklanmaması gerekir.
Hiperaktivite, uygunsuz durumlarda tıklatma, ayak vurma ve ya durmadan konuşmayı da kapsayan sürekli hareket halinde olma anlamına gelir.
Dürtüsellik, düşünmeden eylemde bulunmak anlamına gelir. Genellikle kısa dönem ödüle ulaşmak ve uzun dönem sonuçları göz önünde bulundurmamakla ilgilidir.

İşaretler Ve Belirtiler :

DEHB’in anahtar belirtileri dikkat eksikliği ve hiperaktivitedir. Okul öncesi çocuklarda genellikle hiperaktivite gözlemlenir. Belirli ölçüde dikkat etmeme, odaklanmadan yapılan motor hareketler ve dürtüsellik normaldir. Ama bu belirtiler çok ağır ve sık yaşanıyor, bireyin okul ve ya iş başarısını etkiliyorsa önlemler alınmalıdır.

Dikkat Eksikliği Belirtileri

• Dış seslerden veya önemsiz faktörlerden etkilenip asıl meşgul olunan işten kopmak
• Sık sık hata yapmak ve dalgınlık şeklinde gözlemlenen sakarlıklar yapmak
• Konsantrasyon gerektiren oyun veya aktivitelerde başarısız olmak
• Oyun ve işler arasında hızlı geçişler yapmak; biri bitmeden diğerine atlamak
• Sohbet esnasında başka şeyler hayal edip karşıdakini adeta duymamak, anlatılanları akılda tutamamak
• Unutkanlık
• Görev ve sorumlulukları sürekli ertelemek

Hiperaktivite Belirtileri

• Aşırı hareketlilik, oturduğu yerde duramama.
• Aşırı konuşma
• Mobilyalara veya tırmanma amacı taşımayan nesnelere tırmanma
• Bir odanın içinde dahi olsa dolaşmaya çıkma, tabiri caizse amaçsız volta atma

DEHB, lisanslı klinik çalışanları tarafından (psikiyatrist ve psikolog) ancak çok yönlü bir tanı aşamasından sonra tanı olarak konulabilinir

Tedavi ve Terapi

Uyarıcı ve uyarıcı olmamak üzere ilaç tedavisi mümkündür. Bununla birlikte ‘Davranışsal Terapi’ ve gündelik problemlerle başa çıkabilmek için ‘Aile Terapisi’ de uzmanlar tarafından önerilmektedir.
Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite bozukluğunun nedenleri nelerdir?
Nedenlerin kesinliği ile birlikte pek çok uzmanın görüşü farklı olsa da aşağıda birkaç risk faktörü sıralanmıştır.

• Genetik
• Hamilelikte sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımı
• Hamilelikte çevresel toksinlere maruz kalma
• Beyin hasarları
• Düşük doğum ağırlığı

WhatsApp chatWhatsapp destek
19 Oca 2019

Comments: Yorum yapılmamış

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)

Travma Sonrası Stres Bozukluğu Nedir?

‘Travma Sonrası Stres Bozukluğu’,  şok edici; tehlikeli ve korkutucu bir deneyimden sonra bazı insanlarda gelişen bir bozukluktur.

Korkmak, travmatik bir duruma verilen doğal bir tepkidir. Korku,  beyinde milisaniyelerle ölçülebilen çok kısa bir sürede “Savaş-ya da- kaç” tepkisini tetikleyerek, bedenimizde ve beynimizde nörokimyasal-hormonal bir reaksiyon başlatır. Bu tepki, kişiyi acı verici uyarandan korumaya yöneliktir. Durumun etkileri geçince, korkunun getirdiği fizyolojik belirtilerde kaybolmaya başlar. Travmaya bağlı stres belirtileri ortadan kalkmayan ve bu belirtileri tehlikeli bir durum olmamasına karşı deneyimlemeyi sürdüren kişilere TSSB tanısı konabilir.

İşaretler Ve Belirtiler

Travmaya maruz kalan herkeste akut ya da kronik TSBB gelişmeyebilir. Ya da her TSBB yaşayan kişilerin geçmişinde bir travmatik olay olmayabilir. Örneğin aniden sevilen bir kişinin ölmesi de TSBB’nin gelişimine yol açabilir.

TSBB tanısı alabilmek için yetişkinler en az bir ay sürede aşağıda yazılan belirtileri taşımalıdırlar:

İstenmeyen Anılar:

İstenmeyen anıların aşağıdaki belirtileri içerir:

  • Travmatik olaya ait, rahatsızlık verici; yeniden meydana gelen ve istenmeyen anılar
  • Yaşanan travmaya ait görüntülerin yeniden yaşanıyormuşçasına istemsiz bir biçimde zihinde canlanması
  • Travmatik olayla ilgili üzüntü verici rüyalar ya da kabuslar
  • Travmatik olayı hatırlatan bir durumda verilen ağır duygusal ve fiziksel tepkiler

 Kaçınma Belirtileri:

Kaçınma  belirtileri şunları içerebilir :

  • Travmatik olay hakkında düşünmekten ve konuşmaktan kaçınma
  • Travmatik olayı anımsatan insanlardan, aktivitelerden ve mekanlardan kaçınma

 Duygudurumda ve düşüncede negatif değişiklikler:

  • Travmatik olaya dair önemli ipuçlarını hatırlamakta zorlanma
  • Kişinin dünya ve kendisi hakkında olumsuz düşünceler
  • Suçluluk duygusu
  • Daha önceden eğlenceli bulunan aktivitelere karşı ilgi azalması

Arkadaşıma ya da Akrabama Nasıl Yardım Edebilirim?

TSSB’li arkadaşınıza ya da aile üyelerinize duygusal destek, anlayış ve sabır göstermeniz gerekir. TSSB hakkında bilgi sahibi olmak ve kişiyle empati kurmak gereklidir. Onları dikkatlice dinlemeli, tetikleyici faktörleri anlayıp onun deneyimleri hakkında fikir edinmeniz sizin yararınıza olacaktır.

 Kendime Nasıl Yardım Edebilirim?

Psikologunuzla alternatif terapi opsiyonlarınızı değerlendirin. Stresi azaltacak fiziksel egzersizler yapın. Gerçekçi hedefler koyun. Önemli görevleri küçük parçalar halinde tamamlamaya çalışın. Size kendinizi rahat hissettiren aile üyeleri, arkadaş ve yakınlarınızla vakit geçirmeye çalışın. Belirtilerinizin geçmesinin zaman alacağını,  bunun hemen gerçekleşmeyeceğini bilin. Pes etmeyin. 

11 Oca 2019

Comments: Yorum yapılmamış

Depresyon Nedir?

Depresyon Belirtileri

“Yaşamaktan zevk alamıyorum.”
“Artık hiçbir şey için enerjim yok”
“Dünya sanki renklerini kaybetti.”

Bu sözler size tanıdık geliyor mu? Belki de bir umutsuzluk, kırgınlık ve boşluk anınızda bu sözlere benzer şeyler söylemiş olabilirsiniz. Sık sık mutsuz hissediyor, bazen yapmanız gereken şeyleri mutsuz hissettiğiniz ve motive olamadığınız için erteliyor ve zihninize tüm insanlardan uzaklaşıp bir kayanın altına kıvrılarak uykuya dalmak gibi imgeler geliyor olabilir. Peki; bu sizin depresyonda olduğunuz anlamına mı gelir? Hüzünlenmek veya mutsuz hissetmek depresyonda olmak demek değildir.

Hepimiz gün içerisinde dahi, yaşadığımız olaylara, içsel dünyamıza ve duygu durumumuza bağlı olarak seviniriz, heyecanlanırız, mutlu oluruz; üzülürüz, ağlarız. Bazen, nedenini anlayamadığımız bir duygu seli bizi alıp bambaşka yerlere götürebilir. Kendimizi tuhaf, anlamlandıramadığımız bir ruh halinde; mutsuz, kırgın, boşlukta hissedebiliriz.

Ama bizi kısa süreli etkileyen bu yoğun duygular bir hastalık değildir. Duygularımızda kısa süreli değişimler günlük sağlıklı işleyişin bir parçasıdır. Fakat bu duygular uzun süredir varsa; bizim günlük işlevselliğimizi olumsuz yönde etkiliyorsa; kendimizi kötü hissetmemize neden oluyorsa; kendimize ve başkalarına zarar veriyorsak; kendimiz hakkında, çervemizdekiler hakkında veya gelecek hakkında olumsuz duygu ve düşünceler taşıyorsak bunu bir ‘depresif bozukluk/depresyon’ olarak tanımlayabiliriz.

Genel mutsuzluğu, melankoliyi ve hüznü, depresif bozukluklardan ayıran çok keskin bir çizgi olmasa da birkaç önemli nokta vardır. Hüzün, herkesin deneyimleyebileceği normal bir duygudur. Depresyonda olmanın ve mutsuz hissetmenin arasındaki farkın altında yatan sebep bu duyguları deneyimlemek değil daha çok süresi, diğer semptomlar, bedensel etki ve bireyin günlük işlevselliğini etkilemesi bakımından ayrılır. Hüzünlenmek belirli nedenlere bağlıdır; Sevilen bir insanın kaybı, işten kovulmak, bir ilişkinin bitmesi gibi bir olaya, duruma ve kişiye özgü olabilir. Depresif bozuklukların ise daha kompleks ve organik nedenleri vardır. Yas yaşayan insanlar depresif bozukluklara özgü semptomlar gösterebilirler. Ama yasta kişinin ‘kendilik değeri’ genelde korunmuştur. Depresyonda ise değersizlik ve kendinden tiksinme hissi genelde yaygındır.
Peki gerçekte depresyonda olmak ne demektir?

Depresyon Belirtileri Nelerdir?

• Depresif bir duygu duruma sahip olmak
• Daha önce yapılmasından zevk alınan şeylerden zevk alamamak
• İştah azalması ya da artması
• Uykuya dalmakta güçlük ya da olduğundan fazla uyumak
• Enerji kaybı ve bitkinlik
• Yavaşlamış hareketler ve yavaşlamış konuşma.
• Değersizlik ve suçluluk hissi
• Düşünmede, konsantre olmada ve karar vermede güçlük
• Ölüm ve intihar düşünceleri
• Suçluluk duyguları
• Öfke patlamaları
• Hayattan keyif alamamak
• Geleceğe, kendisine ve çevresindekilere yönelik olumsuz duygu ve düşünceler

Depresyondayken ne zaman profesyonel yardım alınmalıdır ?

Yukarıdaki belirtilerin en az bir aydır bulunması ve bu belirtilerin kişinin hayatını, mesleğini ve sosyal ilişkilerini sağlıklı yürütmesinde engel teşkil ediyor olması durumunda yardım alınmalıdır.

Depresyon kimlerde görülür ?

Depresyon psikiyatrik hastalıkların gribidir. Tedavi edildiğinde kısa sürede kişi eski yaşantısına geri dönebilir. Tedavi edilmediğinde kişi ve çevresi için yıkıcı sonuçları olabilir.
Her yaşta, her eğitim seviyesinde, ve her iki cinsiyette de ortaya çıkabilir. Çocuklarda ve ergenlerde özellikle dikkatli olunmalıdır. Belirtiler çocuğun/ ergenin karakteristik özelliği gibi düşünülür ya da okuluna, arkadaş ilişkilerine, yaşının küçüklüğüne atfedilir. Oysa ki depresyonda olan çocuk/ergende ebeveynin bu yanlış düşünceleri özellikle ergenlerde intihar ile sonuçlanabilmektedir.
Kadın ve erkeklerde görülme oranı yakındır.
Depresyon Tedavisi Nasıl Olmalıdır?
Tedavisinde psikoterapi yöntemi olarak BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) en etkili yöntemdir. BDT tekniğini iyi kullanabilen psikologlar için ortalama 8/10 seans yapılandırılmış terapi uygulanır. Ardından depresyonun yeniden oluşmasını engellemek için 3/5 seans önlem çalışmaları yapılır. Ancak seansların sayısı kişinin geçmiş travmatik yaşantısının bulunması, kişinin mizaç özellikleri, yaşamsal sorunlarının niteliksel ve niceliksel durumu ve depresyona eşlik eden diğer psikiyatrik tabloların varlığına bağlı olarak artış gösterebilir.
Kişide intihar düşünceleri varsa, depresyon şiddeti yüksek ise terapiye ek olarak ilaç kullanımı da önerilmektedir.

Elif GÜNERİ 18 Eyl 2018

Comments: Yorum yapılmamış

İŞTE İNSAN – Bipolar Affektif Bozukluk

İŞTE İNSAN

Yrd. Doç. Dr. Elif Güneri (Uzman Klinik Psikolog) ile İŞTE İNSAN programının bu haftaki konusu BİPOLAR AFFEKTİF BOZUKLUK.

Bu programda; Bipolar Afffektif Bozukluk, nedenleri, nasıl teşhis ve tedavi yöntemleri vb.. konulara değinilmiştir.

Elif GÜNERİ 18 Eyl 2018

Comments: Yorum yapılmamış

İŞTE İNSAN – İnsanlarla Etkili İletişim Nasıl Kurulur?

İŞTE İNSAN

Yrd. Doç. Dr. Elif Güneri (Uzman Klinik Psikolog) ile İŞTE İNSAN programının bu haftaki konusu İNSANLARLA ETKİLİ İLETİŞİM NASIL KURULUR.

Bu programda; etkili iletişim kurmanın yolları nelerdir, insanların kendileri ile, aileleri ile, başkaları ile kurdukları iletişim şekilleri, her iletişim gerçekten iletişim midir vb.. konulara değinilmiştir.

Side bar
Whatsapp destek