fbpx
02 Mar 2019

Comments: Yorum yapılmamış

PANİK ATAK TESTİ

Panik atak; beklenmedik
bir anda, beklenmedik bir yerde ve aniden başlayan; ortalama 1 ila 20 dk.
arasında süren, kişide bazı psikolojik ve fiziksel semptomlara neden olan bir
hastalıktır.

  • Bu fiziksel semptomlar
    aşağıdaki gibi örneklendirilebilir:

-Kalp atışının
hızlanması, kalpte çarpıntı

-Terleme, titreme

-Nefes alamama, boğulma
hissi

-Göğüs ağrısı, göğüste
sıkışma hissi

-Karın ağrısı, mide
bulantısı

-Baş dönmesi, sersemlik,
bayılacak gibi hissetme

-Üşüme ya da ateş basması

-Uyuşma, karıncalanma
hissi

  • Psikolojik
    semptomlarda ise genellikle:

-Kontrolü kaybetme
korkusu

-Çıldırma/aklını kaçırma
korkusu

-Ölüm korkusu, görülür.

Bu semptomları yaşayan
kişiler, genelde çareyi psikoloji alanında değil de; kardiyoloji, dahiliye gibi
tıbbın diğer alanlarında arar. Çünkü tabloya ilk bakıldığında bu semptomların
sebebinin psikolojik olduğunu düşünmek akla gelmez. Diğer alanlardan alınan
sonuçlarda bir problem görülmeyince, kişi psikolojik kaynaklı olabileceğini
düşünmeye başlar.

Aşağıdaki Testi doldurarak panik atağınız olup olmadığını veya hangi derecede panik atağınız olduğunu öğrenebilirsiniz.

02 Mar 2019

Comments: Yorum yapılmamış

PANİK ATAK

Panik atak; beklenmedik bir anda, beklenmedik bir yerde ve aniden başlayan; ortalama 1 ila 20 dk. arasında süren, kişide bazı psikolojik ve fiziksel semptomlara neden olan bir hastalıktır.

Bu yazımız sizleri bilgilendirme amaçlıdır. Eğer yazımızdaki semptomları kendinizde gözlemliyorsanız buraya tıklayarak bu konuda uzman olan Yrd. Doç. Elif Güneri’den yardım alabilirsiniz.

  • Bu fiziksel semptomlar aşağıdaki gibi örneklendirilebilir:

-Kalp atışının hızlanması, kalpte çarpıntı

-Terleme, titreme

-Nefes alamama, boğulma hissi

-Göğüs ağrısı, göğüste sıkışma hissi

-Karın ağrısı, mide bulantısı

-Baş dönmesi, sersemlik, bayılacak gibi hissetme

-Üşüme ya da ateş basması

-Uyuşma, karıncalanma hissi

Psikolojik semptomlarda ise genellikle:

-Kontrolü kaybetme korkusu

-Çıldırma/aklını kaçırma korkusu

-Ölüm korkusu, görülür.

 

 

 

 

 

Bu semptomları yaşayan kişiler, genelde çareyi psikoloji alanında değil de; kardiyoloji, dahiliye gibi tıbbın diğer alanlarında arar. Çünkü tabloya ilk bakıldığında bu semptomların sebebinin psikolojik olduğunu düşünmek akla gelmez. Diğer alanlardan alınan sonuçlarda bir problem görülmeyince, kişi psikolojik kaynaklı olabileceğini düşünmeye başlar.

Deneyimlenen semptomlar haliyle, kişiyi hem psikolojik hem de bedensel anlamda oldukça sarsar. Panik ataktan dolayı bazı kişiler depresyon, beklenti anksiyetesi, fobi, sosyal bozukluklar, dış dünyayla ilişkiyi kesme gibi rahatsızlıklar geliştirebilir.

Panik ataklar en sık “panik bozukluk” hastalığında görülür. Yani bilinen yanlışın aksine panik bozukluk ve panik atak hastalıkları farklı tanılara sahip iki farklı rahatsızlıktır. Panik bozukluk, yineleyen panik ataklarıyla karakterize bir rahatsızlıktır fakat unutulmamalıdır ki her panik atak geçiren kişi panik bozukluk hastası değildir. Panik atak, panik bozukluk dışında da farklı psikolojik rahatsızlıklarda (anksiyete bozukluğu, fobiler gibi) ya da bedensel hastalıklarda (tiroid bezinin fazla çalışması, kansızlık gibi) görülebilir. Aynı zamanda, bir psikolojik rahatsızlığın varlığı da panik atağın gelişmesine neden olabilir.

Panik atağın nedenleri araştırıldığında her psikiyatrik rahatsızlıkta olduğu gibi psikolojik, fizyolojik, genetik ve sosyal çevrenin etkileri görülür.

Bireyin sosyal çevresi, büyüdüğü ortam, aile ilişkileri, ebeveynleriyle arasındaki bağ ve iletişim, arkadaşlıkları da panik atak riskini etkileyen sosyal faktörlerdir. Eğer bireyin bu konularda yaşadığı problemleri varsa, panik atak geliştirme riski, daha nitelikli bir yaşam süren bireye göre daha yüksektir. Bireyin yaşadığı; ebeveynlerin boşanması, işini kaybetme, evinden uzaklaşma, ayrılık, bir yakınını travmatik bir şekilde kaybetme, istismara maruz kalma, savaş gibi travmatik tecrübelerin de panik atak oluşmasında oldukça büyük bir etkisi vardır.

Hastaların aile öykülerine bakıldığında, bir aile bireyinde herhangi bir psikolojik rahatsızlık varsa, kişinin panik atak veya bir başka psikolojik rahatsızlık geliştirme riski daha yüksektir. Bu veri bize, diğer psikolojik rahatsızlıklarda olduğu gibi, genetik faktörün panik atakta da etkisinin olduğunu gösterir.

Fizyolojik yani bedensel bir rahatsızlık da kişinin panik atak yaşamasına neden olabilir. Troid bezinin aşırı çalışması, kan şekeri düşüklüğü gibi rahatsızlıklar bunlar örnek olarak gösterilebilir.

Panik atak esnasında kişinin, yukarıda bahsedilen semptomların önüne geçebilmesi için yapması gereken en etkili şeylerden biri nefesini düzene sokmaktır. Çünkü panik atak esnasında kişi hızlı ve kesik nefesler alır; vücut beyne daha çok oksijen göndermeye çalışır. Bu esnada kandaki oksijen miktarı artarken, karbondioksit miktarı hızla düşer. Bu da kalp çarpıntısı, baş dönmesi, mide bulantısı gibi semptomlara neden olur. Bu nedenle nefes egzersizleri yapmak, kişinin panik atak anında nefes alışverişini düzene sokmasına yardımcı olabilir. Bunun yanında, panik atak geçiren kişinin bir kese kağıdından nefes alıp vermesi sağlanarak da kanındaki karbondioksit oranı arttırılabilir.

Panik atak geçiren insanların, diğer insanlara göre daha mükemmeliyetçi, kontrolcü, dakik, kendisine ilgi gösterilmesini bekleyen, sorumluluk duygusu fazla, aceleci kişiliğe sahip oldukları görülmüştür. Bu kişilik özellikleri kişinin her konuyu kendine dert etmesine, en ufak bir problem karşısında yoğun bir stres ve kaygı duymasına, depresif duyguları daha sık tecrübe etmesine neden olmaktadır. Kişi bu özelliklerini tolere ederek ve törpüleyerek hem atakların şiddetini hem de panik atak yaşama ihtimalini azaltabilir.

Örneğin aceleci bir kişiliğe sahip insanların, hem panik ataklarının uzun sürdüğü hem de sonrasında tekil panik atakları panik bozukluğa çevirdikleri yapılan araştırmalarda görülmüştür. Yani günlük hayatta aceleci davranan kişilerin yaşadığı panik ataklar, diğerlerine göre daha uzun sürer ve daha sonra tekrarlama olasılığı daha yüksektir. Bu nedenle aceleci kişiler, bu özelliklerini tolere etmeye gayret etmeli, azaltmaya çalışmalıdır. Yapılması gereken işleri son güne bırakmamak; ev, iş, okul hayatını düzene sokmak aceleciliği azaltmada hastaya yardımcı olabilir.

Kişi hayatındaki stresörleri azaltarak da kendisine yardımcı olabilir. Onu kaygılandıran, korkutan, üzen faktörler panik atak yaşamasını tetikleyebilir. Bu tür duygulara neden olan etkenlerden uzaklaşmak hem sağlıklı bir psikolojiye sahip birey için hem de panik atak gibi psikolojik bir sıkıntıya sahip birey için oldukça önemlidir.

Panik ataklar kişinin işlevselliğini etkilemeye başladıysa, kişi bu ataklardan rahatsızlık duyuyorsa daha profesyonel bir tedavi sürecine girilmelidir. Bu süreçte mutlaka psikolojik terapi gereklidir. Buna ilaç tedavisi de eşlik edebilir. İlaç tedavisinde antidepresanlar kullanılır. Terapilerde genellikle bilişsel davranışçı terapi ya da dinamik/psikanalitik terapi tercih edilir. Tedavi sürecinin işlevsel olabilmesi için terapilerin düzenli yapılması, ilaçların doktor kontrolünde kullanılması gerekir.

07 Şub 2019

Comments: Yorum yapılmamış

Okula Giden Çocukların Sorunları: Özgül Öğrenme Güçlüğü

Özgül Öğrenme Güçlüğü Nedir?

Özgül öğrenme güçlüğü, okul çağında başlayan nöro-gelişimsel bir bozukluktur. Yetişkinliğe kadar fark edilmeyebilir. Öğrenme güçlüğü okuma, yazma ve matematik alanlarında olabilir.
Yapılan çalışmalara göre okul çağındaki çocukların yüzde beş ile yüzde onu , bu bozuklukla mücadele ettiği ortaya konmuştur. Bu grubun büyük bir çoğunluğu yaygın bir şekilde disleksi olarak ifade edilen okuma bozukluğuna sahiptir. Üçte biri ise dikkat eksikliğine ve hiperaktiviteye sahiptir.
Özgül öğrenme tanınmaz ve önemsenmez ise, ileri yaşlarda bireyin akademik başarısından daha fazla yaşam kalitesini etkileyecektir. Bu problemler arasında psikolojik stres ve işsizlik sayılabilir.

Özgül Öğrenim Güçlüğünün Tanı Kriterleri nedir?

Aşağıdaki alanlarda en altı ay süren güçlük:
1. Okumada güçlük
2. Okuduğunu anlamada güçlük
3. Hecelemekte güçlük
4. Düşünceleri Yazılı ifade etmede güçlük (ör.; noktalama, organizasyon, gramer)
5. Sayıları anlamakta ve hesap yapmakta güçlük
6. Matematiksel çıkarım yapmakta, akıl yürütmekte yaşanan güçlük
Öğrenme güçlüğü başka herhangi bir nörolojik hastalıktan kaynaklanmamalıdır. Bireyin görme kaybının ve duyu kaybının olmaması gerekir.Tanı kriteleri aile hikayesi, okul raporları, nöropsikolojik testler ve klinik görüşmelerin karmaşık bir değerlendirilmesinden sonra konulabilir.

Özgül Öğrenme Güçlüğünün Tedavisi Nasıldır?

Özgül öğrenme güçlüğünün bir tedavisi yoktur. Başarılı bir şekilde müdahale edilirse bireyin yaşam kalitesi artar ve akademik başarısı yükselebilir.
Özel eğitim ile özgül öğrenim güçlüğü yaşayan çocuklar okuma- yazma yeteneklerini ve matematiksel yeteneklerini geliştirebilir. Etkili müdahaleler sistematik, yoğun ve kişiye özgü geliştirilen yöntemler olmalıdır. Araştırmalar, özel eğitimin okuma bozukluklarında fonolojik farkındalık, çözümleme yeteneği, anlama ve akıcılık üzerinde odaklandığında çok iyi sonuç verdiğini bulmuştur.
Özgül Öğrenme Güçlüğünün Çeşitleri Nelerdir?
Disleksi terimi, okumada yaşanan güçlüğü ifade eder. Disleksisi olan insanlar harfler ve ona karşılık gelen sesleri birleştirmede zorluk yaşarlar. Sonuç olarak okuma işlevi akıcı olmayan, yavaş bir işlem haline gelir.
Disgrafi, düşünceleri kâğıda aktarmaktaki zorluğu ifade eden bir terimdir. Yazmadaki sorunlar heceleme, gramer, noktalama ve el yazısı ile ilgili olabilir.
Diskalkuli, sayılarla ilişkili sembol ve fonksiyonları matematiksel hesaplamalarda kullanmayı öğrenmedeki güçlüğü ifade eden bir terimdir. Matematikteki güçlük; rakamları anlama, matematiksel hesaplama yapma ve matematiksel aksiyomları ezberlemedeki güçlük olarak ifade edilebilir.

Elif GÜNERİ 30 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

İŞTE İNSAN – Anne Baba Tutumları

İŞTE İNSAN

Yrd. Doç. Dr. Elif Güneri (Uzman Klinik Psikolog) ile İŞTE İNSAN programının bu haftaki konusu ANNE BABA TUTUMLARI.

Bu programda; Sağlıklı Çocuk Yetiştirmede Anne Baba Tutumları Nasıl Olmalı, Sağlıklı ve Mutlu Çocuk, Çocukta Kişilik Gelişiminde Anne Babanın Rolü vb.. konulara değinilmiştir.

Psikoz 22 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

Psikoz

PsikozPsikoz gerçeklik algısıyla ilgili bir rahasızlık türüdür. Gerçek olmayan inanışlar, olmayan şeyleri görme ve duyma, gerçek olanla olmayanı ayırt edememe bunlara örnek verilebilir. Bu tarz düşünce bozuklukları olduğunda, kişiler onlara çok sıkı bir şekilde bağlanırlar ve düşünce bozukluklarının aksi kanıtlanırsa bile inanmazlar, fikirlerini değiştirmezler. Bu tarz düşüncelere sanrı denir. Bu sanrılar genelikle aynı kültürdeki insanlarla kıyaslanır. Bu çok önemlidir çünkü bir kültüre göre alışılmadık olan bir şey diğer kültere fazlasıyla normal gelebilir. Bunları ayırt edebilmek için birkaç referans türü vardır

İlk tür “referans(alınma) sanrısıdır”. Bu sanrı belirtileri kişinin gerçekleşen her olayın bir sebebi olduğuna inanması ve kendisiyle bağdaştırması denebilir. Örneğin kişide, insanların onun hakkında konuştuğu, sürekli dedikodusunu yaptığı, gazete haberlerinin kendisinden söz ettiği şeklinde inançlar gelişebilir. Çevresinde gördüğü her olayı bir ipucu, kendisiyle ya da üzerine takıldığı konuyla ilişkili bir gizli mesaj olarak değerlendirir, gizli anlamlar arar.

İkinci sanrı türü ise “grandiyoz sanrı” türüdür. Büyüklük hezeyanı olarak da bilinir. Kişinin; kendisinin çok güçlü, çok bilgili, yetenekli olduğuna inanma hezeyanı. İki çeşidi vardır.

Grandiyöz yetenek hezeyanı: özel bir takım güçleri ya da yeteneklerinin olduğuna inanma.

Grandiyoz kimlik hezeyanı ise kendini çok ünlü ve tanınan biri olduğuna inanmadır.

Üçüncü çeşit ise paranoya sanrı türüdür. Bu sanrı türüne sahip insanlar sürekli paranoylar şüphelerle ilgilidir. Hastalar bir takım insan tarafından zarar gördüklerine veya izlendiklerine inanırlar. Örneğin evin önündeki bir arabanın kendisini takip ettiğini ve tehlikede olduğunu düşünürler.

Diğer bir sanrı türü kontrol sanrısıdır. Kişi, başka bir kişi veya canlının insanların duygu ve düşüncelerini kontrol ettiğine inanır. Örneğin uzaylıların dünyayı kontrol ettiğini düşünürler.

Son olarak erotomonik sanrılar: kişi başkalarının ona aşık olduğunu düşünür. Bu kişiler genelde üst seviye zengin ya da ünlü insanlardır.

Psikoz teşhisi konmuş insanlar halüsinasyonlar da görebilir. Bunlar sadece görsel değil işitsel de olabilir. En fazla karşılaşılan tür ise işitsel halüsinasyonlardır. Görsel halüsinasyonlarda ani ışık çakması veya olmayan insanları görme gibi olabilir.

Psikoz hastalarında bir diğer belirti türü ise davranış ve düşünme bozukluklarıdır. Bunlar kolay bir biçimde gözlemlenebilir. Düşünme bozukluklarını gözlemlemek, davranış bozukluklarına göre biraz daha zordur. Belirtileri ise; kişi konuşurken çok bilgi vermez, konuşurken devamlılığı olmaz veya çok fazla konuşur. Cevap verirken konudan çok sapar, sorulan soruya cevap veremeyebilir. Aniden susma gibi belirtileri de vardır. Bazı durumlarda sözcükler anlam aramaksızın bir araya getirilir. Örneğin, “eşşek adam”, “hızlı ev” gibi cümleler söyleyebilirler. Bu tür hastaların, ilk yanıta takılma gibi takıntıları vardır .

Psikozun Epidemiyolojisi

Psikozun görülme sıklığı tüm dünyada aynı sayılır, kültüre ya da topluma göre değişim göstermez. İnsidansı 0.35’tir. Yaşam boyu hastalanma riski %0.40-2.70 arasında değişmektedir. Genelde ergenlik döneminin bitişinde ya da yetişlinlik döneminin başlangıcında başlar. Erkeklerde kadınlardan daha erken yaşlarda görülmektedir.

Psikozun Etiyolojisi

Kişide psikozu tetikleyen, altta yatan sebeplerde olabilir. Bunlar şizofreni benzeri gibi psikiyatrik durumlar veya tıbbı durumlar olabilir. Alkol kullanımı ve (LSD) içeren maddeler, bazı ilaçlarda psikotik belirtilere yol açabilir. Bunlar levodopa veya virüs önleyici ilaçlar da olabilir.
Psikoz tedavi edilmezse kişide agresyon, gerginlik ve endişe gibi duygular gösterebilir. Psikoz belirtileri gösteren kişiler en kısa zamanda psikolojik tedavi almalıdırlar.Almadıkları takdirde kendileri veya çevrelerindeki insanlar için ciddi tehlike olabilecek konuma bile gelebilirler.

KAYGI (ANKSİYETE) BOZUKLUKLARI 16 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları

KAYGI (ANKSİYETE) BOZUKLUKLARIİnsanlar yaşamları içinde bazı olaylarla karşılaşır ve bu olaylar karşısında panik, endişe, korku yaşarlar. Olayın bitmesiyle bu duygular da biter. Bu geçici duygular anksiyete olarak nitelendirilmez, vücudun hayatta kalma faaliyetidir. Fakat bazı insanlarda bu duygular içsel nedenlerden dolayı ya da dışsal tehlikelere karşı uzun süreli olarak yaşanır, buna anksiyete ya da kaygı bozukluğu denir. Yaşanan bu duygu durumu kişinin işlevselliğini azaltır. Kaygı bozukuğuna herhangi bir ilaç neden olmaz veya tıbbi bir durumdan kaynaklanmaz.

DSM-5 Kaygı Bozukluğu Tanıları

    • Özgül Fobi
    • Sosyal Kaygı Bozukluğu
    • Panik Bozukluk
    • Agorafobi
    • Yaygın Kaygı Bozukluğu
  • Özgül Fobi

Kişinin belirli bir nesne ya da duruma karşı gösterdiği aşırı korkudur. Kişi korkusunun fazla olduğunu bildiği halde korku nesnesine ya da durumuna karşı kaçınmacı davranışlar sergiler. Kişiye özgül fobi tanısı konulabilmesi için DSM-5 tarafından belirlenen kriterleri en az 6 ay sergilemesi gerekir.

Belirtiler:

    • Bir nesne ya da duruma karşı aşırı korku
  • Nesne ya da durumdan kaçmak veya yoğun kaygı yaşayanarak kaygının git gide artması

Sosyal Kaygı Bozukluğu

Kişinin sosyal ortamlarda ya da sadece tanımadığı kişiler yanındayken seyredilme, eleştirilme ya da yargılanma korkusudur. Bu korkular mantıksız ve süreklidir. Kişi topluluk önüne çıkmaktan, topluluk önünde konuşma yapmaktan, yeni insanlarla tanışmaktan, dikkat odağı olmaktan, başkalarının karşısında yemek yemekten, otorite figürüne sahip bir insanla iletişimden korkar ve utanır. Tüm bunlar kişinin sosyal hayatını oldukça olumsuz etkiler. Tanı konulabilmesi için DSM-5’te belirlenen kriterlerin en az 6 ay mevcut olması gerekir.

Kriterler:

    • Sosyal değerlendirilme ihtimalinde sürekli ve aşırı korku ve/veya kaygı.
    • Kişide, değerlendirileceği yönünde bir uyarana maruz kalarak, korku veya kaygı oluşması.
  • Bu uyarandan kaçınılması ya da uyarana katlanılarak aşırı kaygı oluşması.

Panik Bozukluk

Panik bozukluk belirli bir durum ya da olaya bağlı olmaksızın, tekrarlayan panik atakların eşlik ettiği ve aniden ortaya çıkan bir anksiyete türüdür. Panik atak geçiren kişiler yoğun ve şiddetli kaygı ve korku hissi duyar. Panik atak geçiren kişilerde depersonalizayson, derealizasyon, kontolü kaybetme, çıldırma, ölüm korkusu gibi belirtilerle birlikte; nefes alamama, kalp çarpıntısı, boğulma hissi, aşırı terleme, titreme, üşüme, ürperme, sıcaklanma, uyuşma, karıncalanma gibi fiziksel belirtiler de görülür. Bu belirtilerin en az 4’ü hastada görülür ve 10 dakika içinde en yüksek seviyeye ulaşır. Fakat bu belirtiler belirli bir uyarana karşı oluşuyorsa, panik atak olarak değil fobi olarak değerlendirilir.

DSM-5 kriterlerine göre tanı için hastada tekrarlayan panik ataklar olmalı ve en az 1 aydır başka atağa karşı endişe duyulması ya da geçirilen ataklar nedeniyle işlevsel bozulmalar.

Agorafobi

Kişilerin kalabalık alanlardan korkmasıdır. Agorafobisi olan kişiler kalabalık alanlara girdiklerinde başına bir tehlike geldiklerinde kaçamayacaklarını düşünürler ve yoğun bir endişe yaşarlar. Bu endişe o kadar kuvvetlidir ki birçoğu evden çıkamaz. Tanı konulması için DSM-5’te belirtilen kriterlerin en az 6 ay sürmesi gerekir.

Belirtiler:

    • Tek başına ve kaçmanın ya da yardım almanın mümkün olmadığı yerlerden, en az ikisinden korkma, endişe duyma veya panikleme.
    • Bu durumların sürekli korkuya ya da endişeye yol açması.
  • Bu durumlarda yanında birine gereksinim duyma, durumdan kaçma veya kaçamadığında yoğun korku, kaygı duyma.

Yaygın Kaygı Bozukluğu

Yaygın kaygı bozukluğu, kişinin günlük şeylerle ilgili sürekli ve orantısız endişe duymasıdır. Kaygı her insanın hayatının bir parçasıdır fakat yaygın kaygı bozukluğu olan kişiler, bir konu hakkında diğer insanlara oranla aşırı kaygılanırlar ve kaygıları süreklidir. Bu da kişinin günlük yaşamını oldukça zor hale getirir. Kişi kolay sinirlenir, kolay yorulur, huzursuz olur. Tanı konulabilmesi için DSM-5’e göre belirtilerin en az 6 ay yaşanması gerekir.

Belirtiler:

    • Günlük konularla ilgili günün en az yarısında kaygı duyma.
    • Kaygıyı kontrol etmede zorlanma.
  • Kaygıyla birlikte aşağıdakilerden en az üçünün yaşanması
      • Huzursuzluk veya gerginlik
      • Kolay yorulma
      • Kolay sinirlenme
      • Kas gerginliği
    • Uyku bozukluğu

Epidemiyoloji

Anksiyete bozukluklarının prevalansı %17,7’dir. Sosyoekonomik düzey anksiyete bozukluklarının yaşanma oranını etkiler. Özgül fobi kadınlarda en sık görülen psikiyatrik bozukluktur. Prevalansı %5-10 arasındadır. Erkeklere oranla kadınlarda 2 kat daha fazla görülür. Çevre tipi fobiler 5-9 yaşlarında, durumsal fobiler ise 20 yaş civarında başlar.

Sosyal kaygı bozukluğunun prevalansı %3-13 arasındadır. Yaygınlıkta cinsiyete göre farklılık yoktur. Ergenlik döneminde ortaya çıkar.

Panik bozukluğun prevalansı %1.5-5, panik atağın prevelansı ise %3-5.6’dır. Boşanma durumu panik bozukluk oluşmasında etkilidir. Başlangıç yaşı 25 civarındadır.

Agorafobinın prevalansı %0.6-6 arasındadır. Spesifik bir başlama yaşı yoktur, yaşanılan olaylar agorafobi oluşumunu etkiler.

Yaygın kaygı bozukluğunun prevalansı %3-8 arasındadır. Erkeklere oranla kadınlarda 2 kat daha fazla görülür. 20’li yaşlarda görülmeye başlanır.

Etiyoloji

Kişide kaygı bozukluğunun oluşmasını soya çekim gibi genetik faktörler, tıbbi faktörler ve psikolojik faktörler etkiler. Kaygı bozukluklarının etiyolojisinin, her bir bozukluk için ayrı incelenmesi daha doğrudur.

Özgül fobi, fobilerin koşullanmasıyla oluşabilir. Sosyal kaygı bozukluğu; davranışsal faktörlerle ve olumsuz öz değerlendirmelere aşırı odaklanmayla oluşabilir. Panik bozukluk nörotransmitterlerin farklı şekilde çalışmasıyla, klasik koşullanmayla, bilişsel faktörlerin etkisiyle tetiklenebilir veya oluşabilir. Agorafobiyi, bir bilişsel faktör olan “korkudan kaçınma” hipotezi etkileyebilir. Yaygın kaygı bozukluğunda GABA ve serotonin sistemlerinin performansı önemlidir.

Tedavi

Kaygıyı azaltmada psikolojik veya tıbbi tedaviler uygulanır. Psikolojik tedavilerin, tüm kaygı bozuklukları için odak noktası “maruz bırakma”dır. Bunun dışında kas gevşetme yöntemleri ya da meditasyon uygulanabilir. Tıbbi yöntem olarak ise sakinleştirici, yatıştırıcı ya da anksiyolitik ilaçlar kullanılır.

Obsesif Kompülsif Bozukluk 10 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

Obsesif Kompülsif Bozukluk

Obsesif Kompülsif BozuklukObsesif kompülsif bozukluk, obsesyon denen sürekli tekrarlayan düşünce, fikir ve dürtüler ile kompulsiyon denen yinelenen davranış ve zihinsel eylemlerden oluşan bir bozukluktur.

Obsesyonlar kişinin isteği dışında oluşur ve kişi tarafından mantıksız ve saçma bulunur. Fakat obsesyonlar ısrarcıdır ve kontrol edilemez biçimdedir. Bu nedenle kişide yoğun huzursuzluk ve sıkıntıya neden olur bu da anksiyeteye yol açabilir.

Kişi obsesyonların neden olduğu kaygı ve sıkıntıyı azaltmak veya korktuğu bir olayın ya da durumun yaşanmasını engellemek için kendine kompulsiyonlar oluşturur. Kişinin kompulsiyon davranışları gerçekleştirmek için herhangi bir zorunluluğu olmamasına karşın bu davranışları yapar ve yapmadığı takdirde kötü bir şey ya da bir felaket yaşanacağını düşünür.

Epidemiyoloji

Obsesif kompulsif bozukluğun yaşam boyu prevelansı %2-3 arasındadır. Görülme sıklığının ırklar arasında bir farkı yoktur. Ergenlik çağında erkeklerde daha sık görülür, yetişkinlerde ise kadın erkek dağılımı eşittir. Başlangıç yaşı 20 civarındadır.

Etiyoloji

Obsesif kompulsif bozuklukta genetik, biyolojik ve psikolojik etkilerden söz edilebilir. Genetiğin yani soya çekimin etkisi %30-50 arasındadır. Bazı klinisyenlere göre OKB olan kişilerde sezgisel durağanlık kavramında problem vardır. OKB’li kişiler ısrarcı düşüncelerini diğer insanlara göre daha fazla bastırma eğilimindedirler fakat düşünceleri bastırmaya çalışmak aksine bastırılmaya çalışılan düşüncenin daha fazla düşünülmesine yol açar. Serotonin maddesindeki bozulmalar ile OKB arasında bir ilişki de bulunmuştur. Çocukluk çağlarında yaşanan travmalar, kişilik özellikleri de OKB üzerinde etkilidir.

Tedavi

OKB’de tedavi yöntemi olarak antidepresan ilaçların etkili olduğu kanıtlanmıştır. Aynı zamanda psikolojik bir yöntem olan “tepki engellemeli maruz bırakma” tekniği de olumlu sonuçlar vermektedir.

SOSYAL FOBİ 06 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

Sosyal Fobi

SOSYAL FOBİ
SOSYAL FOBİ

1) Sosyal Fobi nedir?

Sosyal fobi bir kaygı bozukluğudur. Kişinin dikkat odağı olmaya ve diğer bir kişi veya kişiler tarafından değersiz sayılmaya karşı olan abartılmış korkusuyla ilgilidir. bu kişiler yoğun olarak performans kaygısı yaşamaktadırlar ve bu kaygıyı her performans sergileyeceği zaman yoğun bir biçimde yaşarsa kişide sosyal fobi var diyebiliriz.

2) Sosyal fobinin alt tipleri nelerdir?

    • Sosyal etkileşim: Buluşma, konuşmaya katılma, biriyle çıkma, fikrini söyleme, haklarını savunma.
    • Performans: Topluluğa karşı konuşma, spor yapma, müzik aleti çalma, dans etme gibi..
  • Gözlenme: Sokakta yürüme, otobüse binme , odaya sonradan girme, açık tuvaleti kullanma, biriyle yemek yeme.

3) Sosyal fobinin görülme sıklıkları nasıldır?

    • Kadınlarda daha sık görülmektedir fakat klinik başvurularda erkekler daha fazla.
  • Başlama yaşı 13-20 yaş arasındadır.

4) En sık karşılaşılan belirtileri nelerdir?

Kızarma ve kaslarda titreme. Çarpıntı, terleme, mide rahatsızlıkları, boğazda kurma, sıcaklık ateş basması, üşüme gibi..

5) Sosyal fobinin panik ataktan farkı nedir?

Sosyal fobide değerlendirme ve performans kaygısına bağlı oluşan bir kaygıya bağlı olan davranışsal durumlar oluşmaktadır. mesela kişi sunumda söyleyeceklerimi unutursam rezilolurum inancına bağlı olarak yoğun şekilde yaşadığı kaygı yüzünden çarpıntı hissetmektedir. fakat panik atakta bedensel duyumları abartarak yaşanılan korku vardır. örneğin kalbim çok hızlı atıyor, kalp krizi geçireceğim gibi..

6) Sosyal fobide en çok yakınılan belirtiler nelerdir?

Kişinin en rahatsız olduğu belirtiler, kızarma, ağızda kuruluk, kekeleme,ses titremesi

7) Sosyal fobide temel örüntüler nelerdir?

    • Olayları kendine odaklama:
    • Yoğun biçimde kendine odaklanır.
    • Kaygılı bekleyiş
    • Kaçınma ve kaçma
    • İşlevselliğin kesintiye uğraması
    • Beceri eksikliği
  • Olumsuz beklenti: beni reddedecekler , yetersiz bulunucam , garip olduğumu düşünecekler, en basit şeyleri dahi yapamıyorum, yine başarısız olacağım..

8)Sosyal fobik insanların yaptığı yanlışlar nelerdir?

Sosyal fobi yaratacağı düşünülen durumlardan kaçındıkça kaygısı azalır,böylece kaçınma davranışı pekişir. Ve kaçınma sayesinde olumsuz sonuçları olabilecek sosyal durumlardan kaçınılmış olur ve böylece koşullanmış olan korkunun sönmesi engellenir. kısır bir döngü oluşur.

9) Sosyal fobide nasıl bir kısır döngü oluşur?

Tetikleyici uyaran (sunum yapmak) etkiliyor, otomatik düşünceyi(rezil olacağım), Tehlike algısı büyüyor, anksiyete ve fiziksel belirtiler gözleniyor(yüzünün kızarması, terleme, sesinin titremesi), davranış( kaçınma, sunum yapmama), Geçici rahatlama. ve tekrar tekrar aynı şeyler.

10) Sosyal fobide kaçınmalar ne şekilde oluyor?

Az konuşma, göz temasından kaçınma, soru sormaktan kaçınma gibi..

11) Sosyal fobisi olan kişilerin kaygılarını arttıran inançları nelerdir?

    • Herkesin takdirini kazanmalıyım,
    • Hiçbir zayıflık belirtisi göstermemeliyim
    • Kaygılı olduğumu kimse farketmemeli
    • Zeki ve parlak görülmeliyim.
    • Bunun yanı sıra sosyal fobik kişilerin sahip olduğu bazı temel inançları vardır,
  • Farklıyım(herkesin başına gelmez ama benim gelebilir), sıradışıyım(olumsuz),çekici değilim, rahatsız ediciyim, yetersizim.

12)Peki bu inançların oluşmasına ne zemin hazırlıyor bunun anne baba tutumlarıyla ilişkisi var mıdır?

    • Anne ve babaların çekingen özellik taşıması
    • Utanç yaratıcı durumlar
    • Suçluluk duygusu doğurmaya yönelik tutumlar
    • Çocuktan gurur duymama
    • Tahammülsüzlük
    • Çocuğu sevmeme
    • Aşırı eleştirme, reddetme, cezalandırıcı tutumlar
  • Uygunsuz bir biçimde diğer çocuklarla kıyaslama

13) Sosyal fobik bir kişi terapiye başlamak istedi nasıl bir süreç izlenir?

    • Öncelikle bir değerlendirmeye alınır.
    • Sorun alanlarının bilişsel,davranışsal,çevresel,duygusal ve fizyolojik boyutlarını araştırılır.
    • Kaçınma ve güvenlik davranışları bulunur
    • Sosyal ve iş hayatında yaşadığı zararların konuşulması, ek bir psikolojik rahatsızlık durumları tespit edilir.
  • Daha sonra terapinin kısa ve uzun dönemli amaçları saptanır.

14)Tedavide neler kullanılır?

    • Psikiyatrik ilaçlar
  • Psikoterapi (BDT) , grup terapisi

15) BDT ile nasıl bir süreç izlenir?

Kişinin bilişsel çarpıtmalarıyla, davranışlarındaki güvenlik arayışları tespit edilir bunların üzerine yoğunlaşılır.

16) En çok ne tarz bilişsel çarpıtmalar gözlenir?

    • meli-malı ( iyi performans göstermek zorundayım)
    • Etiketleme ( Eğer bunlar olmazsa yetersiz bir insanım)
    • Felaketleştirme ( Performans esnasında duyacağım rahatsızlık çok kötü olacak)
  • Düşük engelleme eşiği, (Ben böyle bir durumla başedemem, bunu kaldıramam, dayanamam)

17)Bu bilişsel çarpıtmaları nasıl düzeltilir?

Davranışsal teknikler ile , maruziyet, hayali maruziyet, davranış deneyleri , video monitarizasyonu ile.

Örneğin:

hastanın belirtisi Maruziyet

Yemek yiyememe Küçük kalabalık restoranda yemesi zor bişi yemek spagetteti veya hamburger gibi

15-20 dk dan kısa olmayacak şekilde. çünkü fizyolojik belirtilerin başlamasını beklenir veya sunum yapmaktan korkan birine, sunum ortamı hazırlayıp , bir performans sergilemesini isteyip, videoya alınabilir. Kişiden sunumdan önce kendini değerlendirmesini istenir.

18) Peki bu video monitorizasyonun amacı nedir?

Bazı inançları test etmek

19) Kişiden bu uygulamayla neyi öğrenmesi beklenir?

    • Kendi felaketleştirme eğilimini
    • Performansını olduğundan kötü algıladığını
  • Seyirci tarafından zannettiğinden daha iyi değerlendirildiğini görmesini sağlar

20) Diğer bir terapi çeşiti olan grup terapisi sosyal fobi için ne işe yaramaktadır?

    • Kişilerin gözlemsel öğrenmesini sağlar
    • Doğal bir maruziyet sağlıyor
    • Diğerlerine yardım ederek öğrenme
    • Aynı sorunu paylaşanları görüp olumlu etki
  • Diğerlerinin başarılarıyla cesaretlenme
Side bar
WhatsApp chat