fbpx
11 Oca 2019

Comments: Yorum yapılmamış

Depresyon Nedir?

Depresyon Belirtileri

“Yaşamaktan zevk alamıyorum.”
“Artık hiçbir şey için enerjim yok”
“Dünya sanki renklerini kaybetti.”

Bu sözler size tanıdık geliyor mu? Belki de bir umutsuzluk, kırgınlık ve boşluk anınızda bu sözlere benzer şeyler söylemiş olabilirsiniz. Sık sık mutsuz hissediyor, bazen yapmanız gereken şeyleri mutsuz hissettiğiniz ve motive olamadığınız için erteliyor ve zihninize tüm insanlardan uzaklaşıp bir kayanın altına kıvrılarak uykuya dalmak gibi imgeler geliyor olabilir. Peki; bu sizin depresyonda olduğunuz anlamına mı gelir? Hüzünlenmek veya mutsuz hissetmek depresyonda olmak demek değildir.

Hepimiz gün içerisinde dahi, yaşadığımız olaylara, içsel dünyamıza ve duygu durumumuza bağlı olarak seviniriz, heyecanlanırız, mutlu oluruz; üzülürüz, ağlarız. Bazen, nedenini anlayamadığımız bir duygu seli bizi alıp bambaşka yerlere götürebilir. Kendimizi tuhaf, anlamlandıramadığımız bir ruh halinde; mutsuz, kırgın, boşlukta hissedebiliriz.

Ama bizi kısa süreli etkileyen bu yoğun duygular bir hastalık değildir. Duygularımızda kısa süreli değişimler günlük sağlıklı işleyişin bir parçasıdır. Fakat bu duygular uzun süredir varsa; bizim günlük işlevselliğimizi olumsuz yönde etkiliyorsa; kendimizi kötü hissetmemize neden oluyorsa; kendimize ve başkalarına zarar veriyorsak; kendimiz hakkında, çervemizdekiler hakkında veya gelecek hakkında olumsuz duygu ve düşünceler taşıyorsak bunu bir ‘depresif bozukluk/depresyon’ olarak tanımlayabiliriz.

Genel mutsuzluğu, melankoliyi ve hüznü, depresif bozukluklardan ayıran çok keskin bir çizgi olmasa da birkaç önemli nokta vardır. Hüzün, herkesin deneyimleyebileceği normal bir duygudur. Depresyonda olmanın ve mutsuz hissetmenin arasındaki farkın altında yatan sebep bu duyguları deneyimlemek değil daha çok süresi, diğer semptomlar, bedensel etki ve bireyin günlük işlevselliğini etkilemesi bakımından ayrılır. Hüzünlenmek belirli nedenlere bağlıdır; Sevilen bir insanın kaybı, işten kovulmak, bir ilişkinin bitmesi gibi bir olaya, duruma ve kişiye özgü olabilir. Depresif bozuklukların ise daha kompleks ve organik nedenleri vardır. Yas yaşayan insanlar depresif bozukluklara özgü semptomlar gösterebilirler. Ama yasta kişinin ‘kendilik değeri’ genelde korunmuştur. Depresyonda ise değersizlik ve kendinden tiksinme hissi genelde yaygındır.
Peki gerçekte depresyonda olmak ne demektir?

Depresyon Belirtileri Nelerdir?

• Depresif bir duygu duruma sahip olmak
• Daha önce yapılmasından zevk alınan şeylerden zevk alamamak
• İştah azalması ya da artması
• Uykuya dalmakta güçlük ya da olduğundan fazla uyumak
• Enerji kaybı ve bitkinlik
• Yavaşlamış hareketler ve yavaşlamış konuşma.
• Değersizlik ve suçluluk hissi
• Düşünmede, konsantre olmada ve karar vermede güçlük
• Ölüm ve intihar düşünceleri
• Suçluluk duyguları
• Öfke patlamaları
• Hayattan keyif alamamak
• Geleceğe, kendisine ve çevresindekilere yönelik olumsuz duygu ve düşünceler

Depresyondayken ne zaman profesyonel yardım alınmalıdır ?

Yukarıdaki belirtilerin en az bir aydır bulunması ve bu belirtilerin kişinin hayatını, mesleğini ve sosyal ilişkilerini sağlıklı yürütmesinde engel teşkil ediyor olması durumunda yardım alınmalıdır.

Depresyon kimlerde görülür ?

Depresyon psikiyatrik hastalıkların gribidir. Tedavi edildiğinde kısa sürede kişi eski yaşantısına geri dönebilir. Tedavi edilmediğinde kişi ve çevresi için yıkıcı sonuçları olabilir.
Her yaşta, her eğitim seviyesinde, ve her iki cinsiyette de ortaya çıkabilir. Çocuklarda ve ergenlerde özellikle dikkatli olunmalıdır. Belirtiler çocuğun/ ergenin karakteristik özelliği gibi düşünülür ya da okuluna, arkadaş ilişkilerine, yaşının küçüklüğüne atfedilir. Oysa ki depresyonda olan çocuk/ergende ebeveynin bu yanlış düşünceleri özellikle ergenlerde intihar ile sonuçlanabilmektedir.
Kadın ve erkeklerde görülme oranı yakındır.
Depresyon Tedavisi Nasıl Olmalıdır?
Tedavisinde psikoterapi yöntemi olarak BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) en etkili yöntemdir. BDT tekniğini iyi kullanabilen psikologlar için ortalama 8/10 seans yapılandırılmış terapi uygulanır. Ardından depresyonun yeniden oluşmasını engellemek için 3/5 seans önlem çalışmaları yapılır. Ancak seansların sayısı kişinin geçmiş travmatik yaşantısının bulunması, kişinin mizaç özellikleri, yaşamsal sorunlarının niteliksel ve niceliksel durumu ve depresyona eşlik eden diğer psikiyatrik tabloların varlığına bağlı olarak artış gösterebilir.
Kişide intihar düşünceleri varsa, depresyon şiddeti yüksek ise terapiye ek olarak ilaç kullanımı da önerilmektedir.

Sosyal Medya Bağımlılığı 09 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

Ergenlikte Teknoloji, İnternet ve Sosyal Medya Bağımlılığı

Sosyal Medya BağımlılığıErgen yaşadığı kimlik krizi döneminde, kendini sorgular ve bu dönemde arkadaşlıklar önem kazanır bu da anti sosyal davranışların ortaya çıkmasına neden olabilir. Ergenlikte ortaya çıkan sosyal onay ve kabul gereksinimi teknolojinin sunduğu imkanlarla(sanal chat odaları, sosyal medya uygulamaları, elektronik posta, anlık mesaj vb.) doyurulmaya çalışılır.(Tsai ve Lin,2003)Elde edilen bu doyum rutin kullanımı ve beraberinde bağımlılığı getirmektedir. Teknolojiyi sık kullanan yaş grubu çoğunlukla ergenlerdir bu pek çok araştırma ile resmi olarak kanıtlanmıştır. Yapılan araştırma sonuçlarında, ergenlerin genelde eğlenme ve iletişim amacı ile internet kullanması da bu söyleneni destekler niteliktedir. Zaten ergenlikte yaşanılan kriz hali ergenleri teknoloji ve madde kullanımı bağımlılığına vb. pek çok duruma açık/meyilli hale getirir. Bunun yanı sıra mevcut davranış örüntüleri, iletişim kurma isteği, gruplara katılma istegi, kişisel yardım alma amacı, ”şimdi ve burada” olmaya verilen önem, gündemden haberdar olma ihtiyacı vb. nedenler de bağımlılığı tetikleyen nedenlerdendir. Yaşanılan bu kimlik krizi sırasında teknoloji sayesinde oluşturulan “sanal kimlik” adeta kurtarıcı bir rol oynamaktadır. Çünkü ergenleri gerçek yaşam ve gerçek sorumluluklarından alıkoyar. Ergenler bu fırsatı kullanır ve sanal ortamda “ideal kimliklerini” ortaya koyarlar. Bu durum ergenlerin kendi özelliklerini tanıma fırsatı sağlar. Fakat teknolojik alemde yaşanılan deneyimleri gerçek hayata aktarmak hiç kolay değildir bu durum da ergenleri psikolojik olarak alıngan hale getirir.(Ceyhan,2008)

Aşırı internet kullanımı sosyal ve psikolojik açıdan iyi hissetmeyi olumsuz etkiler aynı zamanda depresiflik halini de artırır. Yapılan bir araştırmada görülmüş ki yalnız ve depresif olmayan bireylerde de aşırı internet kullanımı depresifliği tetiklemiştir (kraut-ark,1998). Bu araştırma sonucu insanlarda aşırı internet kullanımının olumsuz etkileri hakkında yazılanları doğrular. Aşırı internet kullanımının getirdiği bu kötü hissetme ve depresiflik hali dışında da olumsuz etkiler vardır;

Zaman algısı bozulur, yaşamsal işlevleri, sorumlulukları ikinci planda kalır, tolerans ve yoksunluk belirtileri ortaya çıkar, bazı sağlık problemlerinin (fiziksel) de ortaya çıktığı görülmüştür. Yine başka bir araştırma sonucunda saptanan veriler ortaya koyuyor ki ergenlerde de aşırı internet kullanımı olduğunda depresif düşünceler ve yalnızlık artış gösteriyor çünkü sosyal medya da edinilen deneyimler gerçek hayata aktarılamıyor. İnternet bağımlılığı olan vakalarda intihar eğilimi oldukça yoğun görülen bir tanıdır. Elbette ki bu sonuçlar ve öne sürülen nedenler olduğu gibi mutlak sebepler değildir. İnternet bağımlılığı sonucu depresyon ve kötü hale düşen vakalar olduğu kadar depresif ve kötü hal sahibi olduğu için internet kullanımını tercih eden vakalar da vardır. (Lin ve Tsai,2002)

Literatüre baktığımız zaman dünya genelinde ergenlerin internet kullanımı ile ilgi pek çok araştırma yapılmıştır bunların kabaca ortalaması alınacak olursa %1.1 ve %8.2 aralığında denilebilir. (Aradaki bu fark örneklem seçimi vb. metodolojilerden kaynaklanıyor.) (Thatcher ve Goolam,2005;Park, Kim ve Cho,2008). Ülkemizde doğrudan ergenlerin internet bağımlılığı üzerine bir araştırma yapılmamış fakat ergenlerin internet kullanım örüntülerine bakıldığı zaman %7,6’sının problemli internet kullandığı (haftada 12 saatten fazla) belirlenmiştir. (Tahiroğlu ve ark,2008)

SOSYAL FOBİ 06 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

Sosyal Fobi
SOSYAL FOBİ
SOSYAL FOBİ

1) Sosyal Fobi nedir?

Sosyal fobi bir kaygı bozukluğudur. Kişinin dikkat odağı olmaya ve diğer bir kişi veya kişiler tarafından değersiz sayılmaya karşı olan abartılmış korkusuyla ilgilidir. bu kişiler yoğun olarak performans kaygısı yaşamaktadırlar ve bu kaygıyı her performans sergileyeceği zaman yoğun bir biçimde yaşarsa kişide sosyal fobi var diyebiliriz.

2) Sosyal fobinin alt tipleri nelerdir?

    • Sosyal etkileşim: Buluşma, konuşmaya katılma, biriyle çıkma, fikrini söyleme, haklarını savunma.
    • Performans: Topluluğa karşı konuşma, spor yapma, müzik aleti çalma, dans etme gibi..
  • Gözlenme: Sokakta yürüme, otobüse binme , odaya sonradan girme, açık tuvaleti kullanma, biriyle yemek yeme.

3) Sosyal fobinin görülme sıklıkları nasıldır?

    • Kadınlarda daha sık görülmektedir fakat klinik başvurularda erkekler daha fazla.
  • Başlama yaşı 13-20 yaş arasındadır.

4) En sık karşılaşılan belirtileri nelerdir?

Kızarma ve kaslarda titreme. Çarpıntı, terleme, mide rahatsızlıkları, boğazda kurma, sıcaklık ateş basması, üşüme gibi..

5) Sosyal fobinin panik ataktan farkı nedir?

Sosyal fobide değerlendirme ve performans kaygısına bağlı oluşan bir kaygıya bağlı olan davranışsal durumlar oluşmaktadır. mesela kişi sunumda söyleyeceklerimi unutursam rezilolurum inancına bağlı olarak yoğun şekilde yaşadığı kaygı yüzünden çarpıntı hissetmektedir. fakat panik atakta bedensel duyumları abartarak yaşanılan korku vardır. örneğin kalbim çok hızlı atıyor, kalp krizi geçireceğim gibi..

6) Sosyal fobide en çok yakınılan belirtiler nelerdir?

Kişinin en rahatsız olduğu belirtiler, kızarma, ağızda kuruluk, kekeleme,ses titremesi

7) Sosyal fobide temel örüntüler nelerdir?

    • Olayları kendine odaklama:
    • Yoğun biçimde kendine odaklanır.
    • Kaygılı bekleyiş
    • Kaçınma ve kaçma
    • İşlevselliğin kesintiye uğraması
    • Beceri eksikliği
  • Olumsuz beklenti: beni reddedecekler , yetersiz bulunucam , garip olduğumu düşünecekler, en basit şeyleri dahi yapamıyorum, yine başarısız olacağım..

8)Sosyal fobik insanların yaptığı yanlışlar nelerdir?

Sosyal fobi yaratacağı düşünülen durumlardan kaçındıkça kaygısı azalır,böylece kaçınma davranışı pekişir. Ve kaçınma sayesinde olumsuz sonuçları olabilecek sosyal durumlardan kaçınılmış olur ve böylece koşullanmış olan korkunun sönmesi engellenir. kısır bir döngü oluşur.

9) Sosyal fobide nasıl bir kısır döngü oluşur?

Tetikleyici uyaran (sunum yapmak) etkiliyor, otomatik düşünceyi(rezil olacağım), Tehlike algısı büyüyor, anksiyete ve fiziksel belirtiler gözleniyor(yüzünün kızarması, terleme, sesinin titremesi), davranış( kaçınma, sunum yapmama), Geçici rahatlama. ve tekrar tekrar aynı şeyler.

10) Sosyal fobide kaçınmalar ne şekilde oluyor?

Az konuşma, göz temasından kaçınma, soru sormaktan kaçınma gibi..

11) Sosyal fobisi olan kişilerin kaygılarını arttıran inançları nelerdir?

    • Herkesin takdirini kazanmalıyım,
    • Hiçbir zayıflık belirtisi göstermemeliyim
    • Kaygılı olduğumu kimse farketmemeli
    • Zeki ve parlak görülmeliyim.
    • Bunun yanı sıra sosyal fobik kişilerin sahip olduğu bazı temel inançları vardır,
  • Farklıyım(herkesin başına gelmez ama benim gelebilir), sıradışıyım(olumsuz),çekici değilim, rahatsız ediciyim, yetersizim.

12)Peki bu inançların oluşmasına ne zemin hazırlıyor bunun anne baba tutumlarıyla ilişkisi var mıdır?

    • Anne ve babaların çekingen özellik taşıması
    • Utanç yaratıcı durumlar
    • Suçluluk duygusu doğurmaya yönelik tutumlar
    • Çocuktan gurur duymama
    • Tahammülsüzlük
    • Çocuğu sevmeme
    • Aşırı eleştirme, reddetme, cezalandırıcı tutumlar
  • Uygunsuz bir biçimde diğer çocuklarla kıyaslama

13) Sosyal fobik bir kişi terapiye başlamak istedi nasıl bir süreç izlenir?

    • Öncelikle bir değerlendirmeye alınır.
    • Sorun alanlarının bilişsel,davranışsal,çevresel,duygusal ve fizyolojik boyutlarını araştırılır.
    • Kaçınma ve güvenlik davranışları bulunur
    • Sosyal ve iş hayatında yaşadığı zararların konuşulması, ek bir psikolojik rahatsızlık durumları tespit edilir.
  • Daha sonra terapinin kısa ve uzun dönemli amaçları saptanır.

14)Tedavide neler kullanılır?

    • Psikiyatrik ilaçlar
  • Psikoterapi (BDT) , grup terapisi

15) BDT ile nasıl bir süreç izlenir?

Kişinin bilişsel çarpıtmalarıyla, davranışlarındaki güvenlik arayışları tespit edilir bunların üzerine yoğunlaşılır.

16) En çok ne tarz bilişsel çarpıtmalar gözlenir?

    • meli-malı ( iyi performans göstermek zorundayım)
    • Etiketleme ( Eğer bunlar olmazsa yetersiz bir insanım)
    • Felaketleştirme ( Performans esnasında duyacağım rahatsızlık çok kötü olacak)
  • Düşük engelleme eşiği, (Ben böyle bir durumla başedemem, bunu kaldıramam, dayanamam)

17)Bu bilişsel çarpıtmaları nasıl düzeltilir?

Davranışsal teknikler ile , maruziyet, hayali maruziyet, davranış deneyleri , video monitarizasyonu ile.

Örneğin:

hastanın belirtisi Maruziyet

Yemek yiyememe Küçük kalabalık restoranda yemesi zor bişi yemek spagetteti veya hamburger gibi

15-20 dk dan kısa olmayacak şekilde. çünkü fizyolojik belirtilerin başlamasını beklenir veya sunum yapmaktan korkan birine, sunum ortamı hazırlayıp , bir performans sergilemesini isteyip, videoya alınabilir. Kişiden sunumdan önce kendini değerlendirmesini istenir.

18) Peki bu video monitorizasyonun amacı nedir?

Bazı inançları test etmek

19) Kişiden bu uygulamayla neyi öğrenmesi beklenir?

    • Kendi felaketleştirme eğilimini
    • Performansını olduğundan kötü algıladığını
  • Seyirci tarafından zannettiğinden daha iyi değerlendirildiğini görmesini sağlar

20) Diğer bir terapi çeşiti olan grup terapisi sosyal fobi için ne işe yaramaktadır?

    • Kişilerin gözlemsel öğrenmesini sağlar
    • Doğal bir maruziyet sağlıyor
    • Diğerlerine yardım ederek öğrenme
    • Aynı sorunu paylaşanları görüp olumlu etki
  • Diğerlerinin başarılarıyla cesaretlenme
Ergenlikte Agresyon 05 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

Ergenlikte Agresyon

Ergenlikte Agresyon

Ergenlikte Agresyon

Agresyon kendi içinde 2’ye ayrılır. Bunlardan ilki saldırganlıktır,saldırganlığı bir amaç için araç olarak kullanmaktır.Örneğin bir ergen çok istediği bir şeyi ödünç vermediği için arkadaşına şiddet uygularsa bu bir saldırganlıktır.İkincisi düşmanca saldırganlıktır;bir amaç,neden olmadan bilerek ve isteyerek eziyet olsun diye saldırmak düşmanca saldırganlık olur.”Saldırganlık doğuştan mı gelir yoksa sonradan mı ögrenilir?” konusunda çok yoğun görüş ayrılıkları yaşanmıştır.Freud’a göre agresyon doğuştan gelen bir özelliktir ve boks,güreş vb. sporları insanlar agresyonu desarj etmek için kullanırlar.Yine Freud iki tip bir saldırganlık oldugunu ilkinin kendine yönelik(kendi kendine şiddet uygulama) ve ikincisinin dışa yönelik (başka birine eziyet olsun diye şiddet uygulama) olduğunu söyler.Sosyal ögrenme kuramına göre ise saldırganlık model alma ve gözlem yöntemi ile ögrenilir.

Çoğunlukla okul çağının başlaması ile özellikle erkek çocuklarda agresyon da artar.Ergenlik dönemindeki agresyon ele alınacak olursa; ergen bireyler, ebeveyn ve çevre baskısı hissettiklerinde,hayal kırıklığı yaşadıklarında,kendilerini dogru ifade edemediklerinde,anlaşılamadıkları ve onaylanmadıkları zaman,engellenmeye maruz kaldıklarında,akademik başarılarını yetersiz buldukları zaman vb. durumlarda agresif davranış sergilerler. Bu nedenlerden biri veya bir kaçına uzun süre maruz kalındığı zaman öfke nöbetleri ortaya çıkabilir.Bu nöbetleri kontrol etmek her zaman kolay olmayabilir.

Depresyon,evden kaçma,intihara meyillilik vb. pek çok olumsuz sonuçla da karşı karşıya kalınabilir.Ergenlikte agresyonun önüne geçmek veya kontrol altına almanın farklı yolları vardır.Yukarıda belirtilen nedenleri ortaya çıkaran unsurları minimuma indirip öfke kontrolü üzerine çalışılabilir.

Side bar
Whatsapp destek