fbpx
21 Şub 2019

Comments: Yorum yapılmamış

Hiperaktivitesi olan çocuklar için 7 Davranışsal Kural !

Çocuklara davranışsal kurallar koymanın temel mantığı; içsel   ve pozitif bir tutarlılığa sahip olmasında yatar.  Çocuk bu kuralları uyguladığında pozitif bir gelişimin parçası olacağını anlamalarını kurallar doğru ve tutarlı bir biçimde uygulanmasına bağlıdır.

Hiperaktivitesi olan çocuklar için 7 Davranışsal Kural :

  1. Çocukların kural kavramını anladığından emin olun.

Çocuklarımıza “bunu yap”, “şundan kaçın” demek yeterli olmayabilir.  Evin içinde yazılı olarak asılması çocuğun kuralları bir bütün olarak işlemesine vesile olacaktır.

  1. Kurallarınızda Açık olun

Çok karmaşık kurallar çocuklarımız için anlaşılabilir olmayacaktır. Örneğin o gün yapılması gerek görevleri listelerken, dilin açık ve yalın olması, çocuğun görevleri yapmasına katkı sağlamasına sebep olacaktır.

  1. Mükemmeliyetçi olmayın!

Çocuklarınızı övgü ve yergide oldukça dengede olmalısınız.  Çocuklarınızın bir anda kuralları mükemmel bir şekilde uygulamasını beklememiz yersiz olacaktır. Bunun yerine küçük adımları ödüllendirmemiz ve çocuğun karakterine değil, sadece davranışlarına yönelik ufak eleştirilerde bulunmamız, kuralların uygulanma sürecine katkı sağlayacaktır.

  1. “Yaptığın zaman/ sonra” ifadelerini kullanarak iyi davranış için cesaretlendirin.

Eğer çocuk yapmak istediği bir aktivite için izin istiyor ise ona izni, görevini yaptıktan sonra izin alabileceğini söyleyin. Örneğin “Evet, garajı temizledikten sonra arkadaşlarınla oyun oynamaya gidebilirsin.” Özellikle yaşı daha genç olan çocuklar için, görevden hemen sonra verilen ödül büyük önem taşır.

  1. Çocuğunuzun yaşı ilerledikçe disiplin sistemini değiştirin!

Her yaş grubunun ihtiyaçları, bilişsel yapısı, yetenekleri ve ilgi alanları farklıdır. Disiplin sistemini buna uygun olarak düzenlemeniz gerekebilir. Örneğin Aşağıda anlatılan  puanlama sistemi ergenler için uygun olmayacaktır.

  1. Ödül ve davranışların sonuçları için bir puanlama sistemi yaratın

Örneğin çocuk her iyi davranışında (ödevlerini zamanında bitirmek gibi) kavanozuna bir bilye atma hakkı elde etsin. Kötü davranışlarında da kavanozundan bir bilye kaybetsin. Gün içinde toplam bilye sayısına göre çocuğunuza ödül verin.

  1. Çocuklarınızın öğretmeni ile ortak çalın.

Çocuklar artık erken yaşta kreşe ve okula gitmeye başlıyorlar. Evde öğrenim görmeyen çocukların zamanının büyük bir bölümü okulda geçmekte. İki farklı sistem çocuğun kafasını karıştırabilir. Bu durumda öğretmenlerle görüşüp benzer sistemler kurulması kurallar arasında pozitif bir tutarlılık yaratacaktır.

07 Şub 2019

Comments: Yorum yapılmamış

Okula Giden Çocukların Sorunları: Özgül Öğrenme Güçlüğü

Özgül Öğrenme Güçlüğü Nedir?

Özgül öğrenme güçlüğü, okul çağında başlayan nöro-gelişimsel bir bozukluktur. Yetişkinliğe kadar fark edilmeyebilir. Öğrenme güçlüğü okuma, yazma ve matematik alanlarında olabilir.
Yapılan çalışmalara göre okul çağındaki çocukların yüzde beş ile yüzde onu , bu bozuklukla mücadele ettiği ortaya konmuştur. Bu grubun büyük bir çoğunluğu yaygın bir şekilde disleksi olarak ifade edilen okuma bozukluğuna sahiptir. Üçte biri ise dikkat eksikliğine ve hiperaktiviteye sahiptir.
Özgül öğrenme tanınmaz ve önemsenmez ise, ileri yaşlarda bireyin akademik başarısından daha fazla yaşam kalitesini etkileyecektir. Bu problemler arasında psikolojik stres ve işsizlik sayılabilir.

Özgül Öğrenim Güçlüğünün Tanı Kriterleri nedir?

Aşağıdaki alanlarda en altı ay süren güçlük:
1. Okumada güçlük
2. Okuduğunu anlamada güçlük
3. Hecelemekte güçlük
4. Düşünceleri Yazılı ifade etmede güçlük (ör.; noktalama, organizasyon, gramer)
5. Sayıları anlamakta ve hesap yapmakta güçlük
6. Matematiksel çıkarım yapmakta, akıl yürütmekte yaşanan güçlük
Öğrenme güçlüğü başka herhangi bir nörolojik hastalıktan kaynaklanmamalıdır. Bireyin görme kaybının ve duyu kaybının olmaması gerekir.Tanı kriteleri aile hikayesi, okul raporları, nöropsikolojik testler ve klinik görüşmelerin karmaşık bir değerlendirilmesinden sonra konulabilir.

Özgül Öğrenme Güçlüğünün Tedavisi Nasıldır?

Özgül öğrenme güçlüğünün bir tedavisi yoktur. Başarılı bir şekilde müdahale edilirse bireyin yaşam kalitesi artar ve akademik başarısı yükselebilir.
Özel eğitim ile özgül öğrenim güçlüğü yaşayan çocuklar okuma- yazma yeteneklerini ve matematiksel yeteneklerini geliştirebilir. Etkili müdahaleler sistematik, yoğun ve kişiye özgü geliştirilen yöntemler olmalıdır. Araştırmalar, özel eğitimin okuma bozukluklarında fonolojik farkındalık, çözümleme yeteneği, anlama ve akıcılık üzerinde odaklandığında çok iyi sonuç verdiğini bulmuştur.
Özgül Öğrenme Güçlüğünün Çeşitleri Nelerdir?
Disleksi terimi, okumada yaşanan güçlüğü ifade eder. Disleksisi olan insanlar harfler ve ona karşılık gelen sesleri birleştirmede zorluk yaşarlar. Sonuç olarak okuma işlevi akıcı olmayan, yavaş bir işlem haline gelir.
Disgrafi, düşünceleri kâğıda aktarmaktaki zorluğu ifade eden bir terimdir. Yazmadaki sorunlar heceleme, gramer, noktalama ve el yazısı ile ilgili olabilir.
Diskalkuli, sayılarla ilişkili sembol ve fonksiyonları matematiksel hesaplamalarda kullanmayı öğrenmedeki güçlüğü ifade eden bir terimdir. Matematikteki güçlük; rakamları anlama, matematiksel hesaplama yapma ve matematiksel aksiyomları ezberlemedeki güçlük olarak ifade edilebilir.

29 Oca 2019

Comments: Yorum yapılmamış

Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)

Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir?

“Çocuğum yerinde duramıyor, acaba hiperaktif mi?”
“Öğretmenler çocuğumun dikkatinin çok dağınık olduğunu söylüyor. Çocuğumda dikkat eksikliği mi var?”
Birçok danışanımız, çocuklarının hareketli doğalarından etkilenip bu tarz cümleler kurabiliyor. Peki, gerçekte Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, kısacası DEHB nedir? Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun nedenleri nelerdir? Bu yazımızda, birçok ebeveyni endişelendiren bu bozukluğu tartışacağız.

Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu, gelişime ve işlevselliğe etki eden dikkat eksiliği, hiperaktivite ve dürtüsellik ile karakterize bir bozuklukltur.
Dikkat eksikliği, kişinin görevinden uzaklaşması, odaklanmayı sürdürmekte güçlük ve organize olamamak anlamına gelir. Tüm bunların herhangi bir kavrama sorunundan kaynaklanmaması gerekir.
Hiperaktivite, uygunsuz durumlarda tıklatma, ayak vurma ve ya durmadan konuşmayı da kapsayan sürekli hareket halinde olma anlamına gelir.
Dürtüsellik, düşünmeden eylemde bulunmak anlamına gelir. Genellikle kısa dönem ödüle ulaşmak ve uzun dönem sonuçları göz önünde bulundurmamakla ilgilidir.

İşaretler Ve Belirtiler :

DEHB’in anahtar belirtileri dikkat eksikliği ve hiperaktivitedir. Okul öncesi çocuklarda genellikle hiperaktivite gözlemlenir. Belirli ölçüde dikkat etmeme, odaklanmadan yapılan motor hareketler ve dürtüsellik normaldir. Ama bu belirtiler çok ağır ve sık yaşanıyor, bireyin okul ve ya iş başarısını etkiliyorsa önlemler alınmalıdır.

Dikkat Eksikliği Belirtileri

• Dış seslerden veya önemsiz faktörlerden etkilenip asıl meşgul olunan işten kopmak
• Sık sık hata yapmak ve dalgınlık şeklinde gözlemlenen sakarlıklar yapmak
• Konsantrasyon gerektiren oyun veya aktivitelerde başarısız olmak
• Oyun ve işler arasında hızlı geçişler yapmak; biri bitmeden diğerine atlamak
• Sohbet esnasında başka şeyler hayal edip karşıdakini adeta duymamak, anlatılanları akılda tutamamak
• Unutkanlık
• Görev ve sorumlulukları sürekli ertelemek

Hiperaktivite Belirtileri

• Aşırı hareketlilik, oturduğu yerde duramama.
• Aşırı konuşma
• Mobilyalara veya tırmanma amacı taşımayan nesnelere tırmanma
• Bir odanın içinde dahi olsa dolaşmaya çıkma, tabiri caizse amaçsız volta atma

DEHB, lisanslı klinik çalışanları tarafından (psikiyatrist ve psikolog) ancak çok yönlü bir tanı aşamasından sonra tanı olarak konulabilinir

Tedavi ve Terapi

Uyarıcı ve uyarıcı olmamak üzere ilaç tedavisi mümkündür. Bununla birlikte ‘Davranışsal Terapi’ ve gündelik problemlerle başa çıkabilmek için ‘Aile Terapisi’ de uzmanlar tarafından önerilmektedir.
Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite bozukluğunun nedenleri nelerdir?
Nedenlerin kesinliği ile birlikte pek çok uzmanın görüşü farklı olsa da aşağıda birkaç risk faktörü sıralanmıştır.

• Genetik
• Hamilelikte sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımı
• Hamilelikte çevresel toksinlere maruz kalma
• Beyin hasarları
• Düşük doğum ağırlığı

WhatsApp chatWhatsapp destek
11 Oca 2019

Comments: Yorum yapılmamış

Depresyon Nedir?

Depresyon Belirtileri

“Yaşamaktan zevk alamıyorum.”
“Artık hiçbir şey için enerjim yok”
“Dünya sanki renklerini kaybetti.”

Bu sözler size tanıdık geliyor mu? Belki de bir umutsuzluk, kırgınlık ve boşluk anınızda bu sözlere benzer şeyler söylemiş olabilirsiniz. Sık sık mutsuz hissediyor, bazen yapmanız gereken şeyleri mutsuz hissettiğiniz ve motive olamadığınız için erteliyor ve zihninize tüm insanlardan uzaklaşıp bir kayanın altına kıvrılarak uykuya dalmak gibi imgeler geliyor olabilir. Peki; bu sizin depresyonda olduğunuz anlamına mı gelir? Hüzünlenmek veya mutsuz hissetmek depresyonda olmak demek değildir.

Hepimiz gün içerisinde dahi, yaşadığımız olaylara, içsel dünyamıza ve duygu durumumuza bağlı olarak seviniriz, heyecanlanırız, mutlu oluruz; üzülürüz, ağlarız. Bazen, nedenini anlayamadığımız bir duygu seli bizi alıp bambaşka yerlere götürebilir. Kendimizi tuhaf, anlamlandıramadığımız bir ruh halinde; mutsuz, kırgın, boşlukta hissedebiliriz.

Ama bizi kısa süreli etkileyen bu yoğun duygular bir hastalık değildir. Duygularımızda kısa süreli değişimler günlük sağlıklı işleyişin bir parçasıdır. Fakat bu duygular uzun süredir varsa; bizim günlük işlevselliğimizi olumsuz yönde etkiliyorsa; kendimizi kötü hissetmemize neden oluyorsa; kendimize ve başkalarına zarar veriyorsak; kendimiz hakkında, çervemizdekiler hakkında veya gelecek hakkında olumsuz duygu ve düşünceler taşıyorsak bunu bir ‘depresif bozukluk/depresyon’ olarak tanımlayabiliriz.

Genel mutsuzluğu, melankoliyi ve hüznü, depresif bozukluklardan ayıran çok keskin bir çizgi olmasa da birkaç önemli nokta vardır. Hüzün, herkesin deneyimleyebileceği normal bir duygudur. Depresyonda olmanın ve mutsuz hissetmenin arasındaki farkın altında yatan sebep bu duyguları deneyimlemek değil daha çok süresi, diğer semptomlar, bedensel etki ve bireyin günlük işlevselliğini etkilemesi bakımından ayrılır. Hüzünlenmek belirli nedenlere bağlıdır; Sevilen bir insanın kaybı, işten kovulmak, bir ilişkinin bitmesi gibi bir olaya, duruma ve kişiye özgü olabilir. Depresif bozuklukların ise daha kompleks ve organik nedenleri vardır. Yas yaşayan insanlar depresif bozukluklara özgü semptomlar gösterebilirler. Ama yasta kişinin ‘kendilik değeri’ genelde korunmuştur. Depresyonda ise değersizlik ve kendinden tiksinme hissi genelde yaygındır.
Peki gerçekte depresyonda olmak ne demektir?

Depresyon Belirtileri Nelerdir?

• Depresif bir duygu duruma sahip olmak
• Daha önce yapılmasından zevk alınan şeylerden zevk alamamak
• İştah azalması ya da artması
• Uykuya dalmakta güçlük ya da olduğundan fazla uyumak
• Enerji kaybı ve bitkinlik
• Yavaşlamış hareketler ve yavaşlamış konuşma.
• Değersizlik ve suçluluk hissi
• Düşünmede, konsantre olmada ve karar vermede güçlük
• Ölüm ve intihar düşünceleri
• Suçluluk duyguları
• Öfke patlamaları
• Hayattan keyif alamamak
• Geleceğe, kendisine ve çevresindekilere yönelik olumsuz duygu ve düşünceler

Depresyondayken ne zaman profesyonel yardım alınmalıdır ?

Yukarıdaki belirtilerin en az bir aydır bulunması ve bu belirtilerin kişinin hayatını, mesleğini ve sosyal ilişkilerini sağlıklı yürütmesinde engel teşkil ediyor olması durumunda yardım alınmalıdır.

Depresyon kimlerde görülür ?

Depresyon psikiyatrik hastalıkların gribidir. Tedavi edildiğinde kısa sürede kişi eski yaşantısına geri dönebilir. Tedavi edilmediğinde kişi ve çevresi için yıkıcı sonuçları olabilir.
Her yaşta, her eğitim seviyesinde, ve her iki cinsiyette de ortaya çıkabilir. Çocuklarda ve ergenlerde özellikle dikkatli olunmalıdır. Belirtiler çocuğun/ ergenin karakteristik özelliği gibi düşünülür ya da okuluna, arkadaş ilişkilerine, yaşının küçüklüğüne atfedilir. Oysa ki depresyonda olan çocuk/ergende ebeveynin bu yanlış düşünceleri özellikle ergenlerde intihar ile sonuçlanabilmektedir.
Kadın ve erkeklerde görülme oranı yakındır.
Depresyon Tedavisi Nasıl Olmalıdır?
Tedavisinde psikoterapi yöntemi olarak BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) en etkili yöntemdir. BDT tekniğini iyi kullanabilen psikologlar için ortalama 8/10 seans yapılandırılmış terapi uygulanır. Ardından depresyonun yeniden oluşmasını engellemek için 3/5 seans önlem çalışmaları yapılır. Ancak seansların sayısı kişinin geçmiş travmatik yaşantısının bulunması, kişinin mizaç özellikleri, yaşamsal sorunlarının niteliksel ve niceliksel durumu ve depresyona eşlik eden diğer psikiyatrik tabloların varlığına bağlı olarak artış gösterebilir.
Kişide intihar düşünceleri varsa, depresyon şiddeti yüksek ise terapiye ek olarak ilaç kullanımı da önerilmektedir.

Elif GÜNERİ 30 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

İŞTE İNSAN – Çocukla Etkili İletişim

İŞTE İNSAN

Yrd. Doç. Dr. Elif Güneri (Uzman Klinik Psikolog) ile İŞTE İNSAN programının bu haftaki konusu ÇOCUKLA ETKİLİ İLETİŞİM NASIL KURULUR.

Bu programda; Çocuklarla etkili iletişim kurmanın yolları nelerdir, iyi anne baba olabilmek, iletişimde doğru bilinen yanlışlar vb.. konulara değinilmiştir.

cocuklarda-baglanma 22 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

Çocuklarda Bağlanma

cocuklarda-baglanmaBowlby Bağlanma Kuramı

İnsanlar kendileri için önemli olan kişiler ile duygusal bağlar kurma eğilimindedir. Bu gereklilik doğum anından itibaren bebeklerde rahatlıkla gözlemlenebilir bir bebeğin annesinin sesini duyunca ağlamayı kesmesi bağlanmaya verilebilecek en güzel örnektir. Bağlanma kuramı gelişim psikolojisinde önemli bir yer tutar. Bebek doğduğu andan itibaren kendi ihtiyaçlarını karşılayamaz ve bir bakıcıya ihtiyaç duyar, bu kişi genelde çocuğun annesidir. Bebek bu kişi ile duygusal ve olumlu bir bağ kurmak ister bu zihinsel çalışan modele bağlanma denir. Bebek bu kişi ile yakın kalarak hayatta kalma şansını da arttırır. Ek olarak bebek bu kişiyi bir güvenlik üssü olarak kullanarak çevreyi yavaş yavaş keşfetmeye başlar. Bağlanma kuramı, anne ve bebek arasında doğumdan itibaren oluşan sosyal ve duygusal bağlardır (Bowlby, 1980,1982; Ainsworth, 1989). Bu bağlar özellikle çocuğun ileriki hayatında sosyal ve duygusal yönden çok önemli bir yer tutar. Annenin davranışına göre bebeğin zihninde belirli davranış paternleri oluşur ve bu paternler ile bebek kendi ve başkaları hakkında benlik modelleri üretir. (Baker, 2003; Bretherton, 1990; Vaughn, 2006;). Bu yüzden annenin bebek ile ilişkisi çok önemlidir bebeğe zamanında yanıt vermeli, ona sıcaklık sağlamalı, düzenli beslemeli ve ona bir güvenlik üstü oluşturmalıdır.

Bağlanma davranışını gösteren belirli davranışlar vardır bunlardan bir tanesi bebeğin bağlandığı kişi ile ilişki de olmaya çalışması, onu sürekli araması, kokusunu hissedince veya sesini duyunca rahatlamasıdır. Eğer bağlandığı kişi bebeğin yakınında yoksa da bunu hissetmesi ve ağlamak gibi tepkiler göstermesi. Bir diğer davranış ise bebek bağlandığı kişi ile daha sıcak ve güvende hissederken başka kişiler ile huzursuz hissedebilmesi bağlanmanın varlığına delil olan en temel davranışlardır.

Bağlanma genelde dört farklı gruba ayrılır bunlar:

    1. Güvenli bağlanmış bebekler: Bu bebekler çevreyi keşfetmek için anneyi güvenlik üssü olarak kullanırlar. Çevreyi incelemeye, çevredeki oyuncaklarla oynamaya bayılırlar. Yabancı birisini gördüklerinde bakım veren kişiye yönelirler. Bakım veren kişi ile yeniden bir araya geldiklerinde kolayca sakinleşirler. Onunla pozitif bir iletişim içerisindedirler, ona güler ve kucağına tırmanırlar. Bakım veren kişi ile yeniden bir araya geldiklerinde çevreyi keşfetmeye devam ederler.
    1. Güvensiz kaçınan bebekler: Genelde bakım veren kişiye karşı ilgisiz gibi görünürler. Bakım verenden kaçınırlar ve onunla çok az ilişkiye geçerler. Yabancılara ve bakım veren kişiye de benzer tepkiler verirler. Dikkatlerini daha çok oyuncaklara vermeye çalışırlar. Bakım veren kişi ile yeniden bir araya geldiklerinde tepki göstermezler.
    1. Güvensiz dirençli bebekler: Bu bebekler sıklıkla anneye yapışırlar, ayrılma anında direnç gösterirler, birleşme anında ise bakım verene kızarlar, ağlarlar ve tepki göstermeye devam ederler.
  1. Güvensiz dağınık bebekler: Çok güvensiz, dağınık ve şaşkındırlar. Ayrılma esnasında davranışlarında çelişkiler gözlemlenir. Anneden ayrıldıkları anda sersemlemiş ve şaşkın gözükebilirler. Anne kucağına aldığı anda ise uzaklara bakar ve tepkisiz davranırlar.
Boşanma ve Çocuk 11 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

Boşanma ve Çocuk

Boşanma ve Çocuk“ İki ayrı insan” tarafından oluşturulan aile, bunun doğal sonucu olarak, çatışma ve uyumsuzluk potansiyelini de taşır. Bazen aile sorunları çözme mekanizması olarak çalışırken, bazen sorun üreten bir mekanizma haline gelebilir. Bunun sonucunda aile boşanma kararı alarak evlilik birliğini sonlandırmaktadır.

    • Geçimsizlik
    • Alkol- Uyuşturucu- Kumar bağımlılığı
    • Aldatılma
  • Aile dışı kişiler ile olan sorunlar

Günümüzde her 5 çiftin 1 tanesi boşanmaktadır. Boşanma oranı %20. Çocukların iyiliği için bir arada kalmak çok nadir işe yaramaktadır. Bazen bir arada kalmak çocuklara anlaşamayan eşlerin birlikteliğinden daha fazla zarar vermektedir. Özellikle

    • Kasıtsız sessiz kalmalar
    • Sürekli bağırış çağırış
    • Fiziksel şiddet
    • Psikolojik şiddet
  • Cinsel şiddet gibi travmatik olaylara maruz kalmış çocuklar, boşanmış ailelerin çocuklarından daha uyumsuz ve sağlıksız tepkiler ortaya koyabilir.

Bu nedenle ………… tek yolu evliliği sona erdirmektir. Bu karar alındıktan sonra da anne-babaya düşen çocuğun uyumunu kolaylaştıracak uygulamalarda bulunmaktır.

Boşanmanın çocuk üzerinde yaratacağı etki çocuğun yaşına, boşanmadan önceki ve boşanmadan sonraki şartlara ve çocuğun kimde kaldığına bağlıdır. Yaşa göre etkilenme ve bu etkilenmenin yaratacağı sorunlar ve bu sorunların ileriki yaşama etkileri farklılık gösterir.

Örneğin 0-6 aylık bir dönemde boşanma gerçekleşirse çocuğun etkilenmesi anneyle kalıp kalmadığına göre farklılık gösterir. Çocuğun 6 aylıktan sonra anneden ayrılması çok ciddi ve etkileri ömür boyu sürecek sorunlara neden olur.

3-6 yaşta aynı şekilde çocuğun anne/babasından ayrılması çok ciddi ruhsal duygusal ve sosyal sorunlara yol açar.

Boşanma sürecinde çocuğun ruhsal dünyası

1-3 yaşındaki çocukta; anne babadan birinin evden ayrıldığını anlar ancak sebebini kavrayamaz

    • Eskisine göre daha sık ve çok ağlama
    • yapışma/ ayrışamama
    • uyku sorunları
    • altına kaçırma, parmak emme
    • Ebeveynden ayrıldığında endişe ve kaygı
    • öfke patlamaları
    • ısırma
    • rahatsız edici davranma
    • boşanma öncesi dönemdeki gibi, günlük yaşam rutinini bozmadan olduğu gibi korumak
    • endişeli görünmekten kaçınmak
    • güvenli bir ortam yaratmak
  • çocukla birebir zaman geçirmek

3-6 yaş arası; boşanmanın anlamını tam olarak anlayamaz ama anne/ babasının hayatında eskisi gibi yer olmadığını fark eder.

    • yaşananlardan dolayı kendini suçlama
    • yoğun öfke duygusu
    • birlikte yaşadığı ebeveynine karşı hırçın, öfkeli ve huysuz
    • uyku sorunları
    • korkulu rüyalar
    • ayrı kaldığı ebeveynini istediği zaman ziyaret edebileceğine dair güven hissi vermek ve bunu düzenli olarak gerçekleştirmek.
    • ayrı kaldığı ebeveyni ile telefonda görüştürmek
    • çocukla anne baba olarak farklı zamanlarda farklı etkinliklerde bulunmak
    • birlikte geçirilen zamanları fırsata çevirip => çocuğu konuşmaya ve iletişim kurmaya cesaretlendirmek
    • duygularını ifade edebileceği faaliyetler yapmak
  • boşanmadan onun sorumlu olmadığını; bakımının sürekli ve düzenli olarak yerine getirileceğini; onu hiçbir zaman yalnız bırakmayacağını anlatmak

6-11 yaş (okul dönemi); boşanma olgusunun ne olduğunu anlamaya başlar. Anne babasının artık birlikte yaşamayacağını ve birbirlerini eskisi gibi sevmeyeceklerini anlar.

    • kendisini aldatılmış hisseder
    • evden gidenin geri döneceğini ümit eder
    • evden gidenin artık kendisini istemeyeceğini düşünür
    • arkadaşlarını görmezden gelebilir
    • kimsenin onu okuldan almaya gelmeyeceğini düşünerek kaygılanır
    • uyku düzeni bozulur
    • uyuma güçlüğü çeker
    • öfke patlamaları görülebilir. Hırçınlaşabilir
    • birlikte özel zaman planlamak
    • ev dışında anne babayla ayrı ayrı programlar gerçekleştirmek
    • çocukla yüz yüze iletişim için fırsatlar yaratmak
    • ev dışında aktif olabileceği olanaklar sağlamak
    • olan bitenle ilgili tüm sorularını cevaplandırmak, iletişim kanallarını açık tutmak
    • depresyon ve korku tepkilerine duyarlı olup, bunlar görüldüğünde hemen ve uzun süreli yardım almak
    • günlük yaşam alışkanlıklarını aynen devam ettirmek
  • duygusal boşalımı için cesaretlendirmek

Boşanmayı takiben kısa vadede çocukta ne gibi etkiler görülür?

Boşanma çocukta bir dağılmayı, sosyal değişimi, düzenin alt üst olmasını temsil eder. Dolayısıyla ruhsal ve sosyal çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir. Özellikle ilk iki yıl kritik bir dönemdir. Bu kritik dönemde ilk 6-12 ay da çocuklarda sorunsuz bir süreç yaşanır, ikinci 12-24 ay da bu olumsuz etkiler azdır ve çocuk boşanmaya uyum sağlayabilir. Olumsuzluklar: depresif duygulanım ve içe kapanma. Uyum geliştiremeyen çocuklarda ise 2 yılı takiben en çok sinirlilik, sorunlarla başa çıkamama ve dürtüsellik görülebilir.

Uzun süreli etkiler

    • yetişkin olduklarında daha çok sorun yaşayabilirler
    • kendi evliliklerinde boşanma daha yüksek görülür
    • bağlanma sorunları görülebilir
    • yaşam kalitesinde bozulma
    • ebeveyn- çocuk ilişkilerinde bozulma
  • duygusal desteğin yetersizliği

Boşanma sürecinde çocukta

  1. suçluluk duyguları; boşanmadan kendisini sorumlu tutma. Bunda çocuğa ebeveynin yeterince açıklama yapmamış olması etkendir. Anne- baba çocukla ilgili kavgalar etmesi, çocuğun kimde kalacağı anlaşmazlık konusu ise, yaşının küçük olması, düşünce biçiminin somut olması ile kendini suçlayabilir. Bu durum çocukta ciddi uyumsuzluklar görülebilir.
  2. Korku
  3. Üzüntü
  4. Gerileme
  5. Okul başarısında düşme
  6. Ebeveyni barıştırma arzusu
  7. Yalnızlık
  8. Reddetme- reddedilme duygusu
  9. Uyku sorunları görülebilir
  10. Somut düşüncede oldukları için şöyle düşünebilirler. Ayrıldığı ebeveyni ziyarete gelmesi gereken günde gelmemişse başka işleri olabileceğini düşünmek yerine; artık sevilmediğini, bu nedenle anne/babasının gelmediğini düşünebilir.
  11. Bağımlı ve yakın oldukları kişileri örnek aldıkları için onların hissettikleri veya düşündüklerini kendi hisleri ve kendi düşünceleri gibi anlatırlar. Bir ebeveyn diğeri hakkında söylediklerini kendi düşüncesi gibi söyleyebilir. Bir ebeveynin diğerine olan duyguları, kızgınlık öfke gibi kendisinin hissi gibi gösterebilir.
  12. çiftlerin birbirlerine olan olumsuz duyguları kızgınlık, kırgınlık, kin, öfke gibi çocuğa aktarıldığında çocuğun kafasında karışık duyguların doğmasına, davranış sorunlarının gelişmesine, kalıcı bağlılıklar geliştirmesine neden olur.
  13. Anne- baba arasındaki çatışmalar: Özellikle boşanma kararı almadan önce artan çatışmalar sıktır. Gerek bu çatışmalardan gerekse çocukların velayeti, ziyaret günleri, ebeveyn sorumlulukları, yeni düzenin oluşturulması, maddi meseleler vs. gibi çatışmalar boşanmanın çocuk üzerindeki en trajik kanıtıdır. Çocukta sosyal uyum sorunlarının ve güvensiz hissetmesinin temellerini oluşturur.

Boşanma sürecinde çocuk hangi aşamalardan geçer?

Şok ve Kaos: Çocuk bir anda hiç ummadığı bir haberle karşılaşır. Birçok yoğun duyguyu iç içe yaşar ve kafasını karışır. “Eyvah, annemle babam boşanıyor !”, “Şimdi ne olacak ?”

İsyan ve Sorgulama: Çocuk, üzüntü ve kızgınlığı bir arada hisseder. “Neden benim başıma böyle bir şey geliyor” diye düşünür.

Kaygı ve Korku: Belirsizlik çocuğun kafasında birçok soru işareti yaratır; “Ben ne olacağım ?” , “Okulum değişecek mi?”, “Arkadaşlarımı görebilecek miyim?”, Buna paralel olarak da çocuğun kaybetme ve ayrılık korkuları tetiklenir; “Annem evden ayrılıyormuş, ya onu bir daha göremezsem?”, “Babam evden gidecekmiş, ya bir gün annem de giderse?”, “Ya yalnız kalırsam?”…

Baş etme ve Uyum: Belirsizlikler ortadan kalktıkça, düzenli ve rutin bir yapı oluştukça çocuğun kaygı ve korkuları dinmeye başlar. Sorularını cevaplamak, ihtiyacı olan duygusal ve sosyal desteği sağlamak uyumunu kolaylaştırır. Ve bir süre sonra çocuk durumu anlamlandırır ve kabullenir; yeni koşullara uyum sağlar. Tabii ki bu uyum ebeveynlerin çabasını gerektirir.

Boşanma kararını çocuklara kim açıklamalıdır?

Eğer mümkünse ebeveynler birlikte açıklamalıdır. Bu şekilde çocuk durumu daha rahat kabullenecektir ve çocuğun iki ebeveynden de farklı hikayeler duyma olasılığı azalacaktır. Birden fazla çocuk varsa, tüm çocuklara aynı anda açıklama yapılmalıdır. Kardeşlerin varlığı şoku ve üzüntüyü hafifletebilir, güven, destek ve ailenin devamlılığı hissini verir.

Boşanma kararı ne zaman söylenmeli?

Boşanma kararı kesinleştiği anda söylenmeli, henüz karar alınmadan boşanmayla ilgili tehditler, ültimatomlar sürekli çocuğa aktarılmamalı ve kafa karışıklığı yaratılmamalıdır. Çocuğun uyum sağlamasına vakit vermek için çok da geç olmadan bu açıklama yapılmalıdır. Açıklamanın ardından çocuğun ağlamasına, üzülmesine, sorular sorup rahatlamasına izin verilmelidir.

Boşanma kararı aktarılırken içerik ve üslup nasıl olmalıdır?

Kısa ve öz, samimi ve dürüst, çocuğun yaşına uygun, örnek, benzetme veya resimlerden yararlanılabilir… Konuşma sırasında yakınlık ve temas da önemlidir. Bu kararın ortaklaşa verildiği vurgulanmalı ve bu karara varmadan önce de alternatif tüm yolların denendiği çocuğun anlayacağı dilde ifade edilmelidir…

Ebeveynlik rolleri ev eş rollerinin birbirinden bağımsız olduğu belirtilmeli; boşanma kararının hayata geçirilmesi ile birlikte eşlerin birbiriyle ilişkilerinin sonlanacağı ancak ebeveyn olarak daima çocukların yanında olacakları tekrar tekrar vurgulanmalıdır…

Boşanma ile birlikte, çocukların hayatında nelerin değişeceği nelerin aynı kalacağı açıklanmalı; çocuğun kiminle kalacağı, diğer ebeveynle ne zaman, ne sıklıkla ve hangi koşullarda görüşeceği net bir biçimde açıklanmalı; belirsizlikler olabildiğince azaltılarak netlik sağlanmaya çalışılmalıdır…

Çocuğun boşanmaya uyum sağlaması sürecinde ebeveynlerin neler yapması gerekir?

Çocukların boşanmaya uyum sağlamasında en önemli etmenlerden birisi, ebeveynlerin boşanma stresiyle başa çıkabilmesi ve çocuğunun bakımını aksatmamasıdır. Ancak, boşanma sonrasında çocuğun bakımı için eski eşinden çok az destek alabilen ya da hiç destek alamayan ebeveynlerin (genellikle anneler) hayatlarını dengede tutmakta zorlandığı ve bu nedenle çocukların uyum problemleri yaşayabildiği görülmektedir
Çocukların boşanma süreci hakkında açıklamalara ve desteğe çok fazla ihtiyaçları vardır. Boşanma öncesinde ve sonrasında çocuğun soruları asla yanıtsız bırakılmamalıdır ve dürüst bir şekilde cevaplandırılmalıdır.

  • Onları boşanmanın sorumluları olmadıklarına ikna edin.
  • Onları sevdiğinizi ve onlarla her zaman ilgileneceğinizi söyleyin.
  • Diğer ebeveyni okul ve diğer aktivitelere dahil edin.
  • Onların diğer ebeveynleriyle sevgi dolu ve tatminkar bir ilişki içinde olmalarına izin verin.
  • Onların ebeveynler arasında taraf tutmak zorunda kalacakları durumlar yaratmayın.
  • Diğer ebeveyn hakkında bilgi almak için onları sıkıştırmayın.
  • Çocuk yetiştirme masrafları konusundaki tartışmalarınızı onların önünde yapmayın.
  • Diğer ebeveyn hakkında kötü konuşmaktan ve onu diğer ebeveyni incitmek için piyon olarak kullanmaktan kaçının.
  • Tekrar evlenme ya da ilişki kurma sürecinde çocukla iletişim nasıl olmalıdır?
  • İlişkiniz uzunca ve düzenli olana dek yeni partnerinizi çocuğunuzla tanıştırmayın. Sık sık partner değişimine şahit olması çocuğun güvenini sarsabilir, ayrılma ve terk edilme korkularını tetikleyebilir. İlişkiniz sağlamlaşıp çocuğunuzla tanıştırmaya hazır hissettiğiniz zaman, bu konuda çocuğunuzla konuşun ve onu bu tanışmaya hazırlayın.
  • Evlenme kararını açıklarken çocuğa karşı dürüst, açık ve net olun, yaşını gözeterek açıklamalar yapın ancak evlenmek için izin istemeyin.
  • Evlilik hazırlıklarınıza çocukları da dahil edin ve mutlaka evlilik töreninizde bulunmalarını sağlayın.

Ne zaman yardım almalısınız?

  • Kronolojik yaşından daha küçük gibi davrandığında
  • Uyumsuz ve huysuz olduğunda
  • Üzüntü ve depresyon yaşadığında
  • Suçluluk duyduğunda
  • Uyku ve yeme sorunları olduğunda
  • Kişilik değişimi yaşadığında
  • Okulla ve arkadaşlarıyla problemleri olduğunda
  • Mantık dışı korkular ve dürtüsel davranışlar gösterdiğinde yardım alınmalıdır. Bunun dışında daha farklı sorunlar da karşımıza çıkabilir. Bu gibi durumlarda çocuğun ruhsal sıkıntılarını geleceğe de aktarmaması ve bütünlüğünün korunması açısından uzmanlardan destek almanız önem taşımaktadır.
Çocuklarda Kardeş Kıskançlığı 07 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

Çocuklarda Kardeş Kıskançlığı

Çocuklarda Kardeş KıskançlığıBireylerde kıskançlık duygusunun doğuştan var olduğunu bilmekteyiz. Fakat çocuklardaki kıskançlık duygusu ebeveyn davranışlarıyla şekillenir. Eve yeni bir bebek geldiği zaman ve tüm ilgi onun üzerine yoğunlaştığı zaman çocukta artık sevilmeme, ilgi alaka görmeyeceği endişesi başlar. Ailenin yeni üyesine hediyeler getirilmesi çocukta endişe oluşturur ve bu da çocuğun iç huzurunu oldukça olumsuz etkileyen bir durum haline gelmesine sebep olur. Bu gibi durumda çocuk, anne-babaya karşı gelme, agresif davranışlar ve kurallara uymama gibi davranışlar sergiler.

Psikolojik olarak kişin doğum sırasının kardeş kıskançlığı konusunda oldukça önemli bir yere sahip olduğunu görmekteyiz. Alfred Adlerin 1930’lu yıllarda yaptığı çalışmada bireyin hayatında ne gibi etkilere sahip olduğunu ve kişilik gelişimini nasıl şekillendirdiğini göstermektedir. Psikolojik doğum sırası, en büyük çocuk, ortanca çocuk, en küçük çocuk ve tek çocuk olmak üzere 4 boyutta incelenmiş ve kişinin davranışları ve kişiliği üzerinde biyolojik doğum sırasından daha büyük öneme sahip olduğu görülmüştür.

En büyük çocuk; kardeşin doğmasıyla beraber bir rekabet sürecine girer, ilgiyi alakayı deyim yerindeyse kaybettiği tahtını tekrar kazanmak için uğraşlar verir. Bu süreçte çocuk kardeşin sorumluğunu alır bu durum ileride beraberinde kurallara uyma ve düzenlilik gibi davranışlar oluşturur.
Ortanca çocuk; kendisinden büyük ve kendisinden küçük kardeşi arasında arada sıkışır. Büyük kardeşe göre daha az yetenekli, küçük kardeşten daha az ilgi gören bir durumdadır. Bu durum onları sürekli bir aşağılık duygusuyla karşı karşıya bırakır ve bu nedenle sürekli bir rekabet ve üstünlük arayışı eğilimi gösterir. Fakat otoriteyle bir problemleri yoktur ve yönlendirmelere açıktır.

En küçük çocuk; genel olarak doğal ilgi altında büyümektedir. Anne-baba sevgisi için rekabet etmesine gerek yoktur. Bu durum ileride kendine güven duygusunu geliştirmesini sağlayacaktır. Kararlarında bağımsızdırlar ve otorite onayı hissetmezler. Bazı durumlarda kardeşlerine oranla kendini yetisiz görebilir ve aşağılık duygusu gelişebilir.

Tek çocuklar ise aşırı koruyucu aile yapısı içinde büyürler. Hayatları boyunca ilgi üzerlerinde olduğu için ilerideki hayatlarında da bu beklentiyi taşırlar. Davranışlarında dışa bağımlı oldukları söylenilebilir.

Peki, bu durumda ne yapılmalıdır?

Kardeşler arasında yukarıdaki teoriye dayanarak söyleyebiliriz ki kardeşler arasında çeşitli sebeplerle anlaşmazlıklar çıkabilir. Ebeveynler bu durumda haklı-haksız ayrımı yapmak yerine sorunun çözümüne odaklanmalıdırlar. Tarafsız davranarak durumu değerlendirmeli, çocuğun çözümü kendisinin bulmasını teşvik etmelidirler. Herhangi bir şiddet durumunda hemen müdahale etmeli ve bunun uygun olmadığını net bir şekilde dile getirmelidir. Ebeveynlerin çocuklara tutumları, kardeşler arası ilişkilerinde, çocukların kişilik ve davranışlarında önemli rol oynar. Fakat tutumlarındaki değişiklikleri etkileyen cinsiyet, yaş farkı ve sosyoekonomik durum gibi faktörlerin olduğu da unutulmamalıdır.

Anaokulu Seçimi 04 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

Anaokulu Seçimi
Anaokulu Seçimi
Anaokulu Seçimi

Anaokulu Nedir?

Eğitim doğumdan itibaren ailede başlar, çocuklar 3 yaşına gelinceye kadar ailede aldığı eğitimi, kuralları, kazanımları bu yaşlardan sonra da anaokullarında devam ettirirler. Anaokulu, 3-6 yaş çocuklarının renkli dünyalarını, kendilerini toplumun belirli kurallarına uymak şartıyla evden sonra en özgür biçimde ifade edebildikleri yerlerdir. Anaokullarının başlıca amacı çocukları ilkokula hazırlamak olduğu gibi hem de çocukları öğrenmemeye, keşfetmeye, sorumluluk almaya, ‘’ben’’ yerine ‘’biz’’ demeye, içinde var olan yeteneklerini, yaratıcılıklarını ortaya çıkartmaya yardımcı olduğu yerlerdir. Çocuklar renkli dünyalarını en güzel oyun ile açığa çıkarırlar. Çocuk bu yerlerde yaşıtlarıyla ilişki içerisinde olur, grupça oyunlar oynarlar, sorumluluk alırlar, paylaşmayı, kendi haklarını korumayı ve başkalarının haklarına saygı göstermeyi, uzlaşmayı öğrenirler. Kendi ihtiyaçlarını kendileri görmeyi öğrenirler, yemek yeme, ayakkabılarını bağlama gibi sorumluluklar kazanırlar bu gibi etkinlikler gelişimlerine büyük oranda destek sağlar. Anaokulları çocuklar için bir uyarıcı nitelik taşır, çocuklar sınıf ve arkadaş ortamlarında kendilerini ifade etmek, anlatım gibi dil becerilerini büyük oranda geliştirirler.

Çocuklar anaokullarında dillerini daha doğru kullanım, renkler, şekiller, ikinci bir dil kazanımı, meslekler, ülkeler, bayraklar, resim, müzik gibi sanatsal ve bedensel faaliyetler, oyunlar içeren çeşitli etkinliklerle iç içe olurlar bu tür faaliyetler onların bedensel, bilişsel ve psikolojik gelişimine büyük oranda katkı sağlar.

Anaokulunun diğer bir niteliği, öğretmenin bu yaş çocuklarının ihtiyacını bilmesi, onların gelişim düzeylerini bilmesi, pedagojik formasyona sahip olması ve psikolojik rehberlik alabileceği bir danışman ile çocukların psikolojik ve gelişimsel sorunlarının erkenden fark edilebileceği ve çözüm getirilebileceği yerlerdir. Anaokuluna başlama yaşı genelde 3, 3-5 yaş civarındadır. Çocukların bu yaşlarda yavaş yavaş ebeveynlerinden ayrı kalmaya alışırlar, arkadaşlarıyla daha çok zaman geçirmeye başlarlar. Bazı çocuklar ise ebeveynlerinden ayrılmakta güçlük çekerler anaokulları bu tür çocukları topluma kazandırmaya ve yaşıtlarıyla sosyalleştirmeye destek olur.

Anaokullarının çocukları ilkokul eğitimine hazırladıkları gibi çocukların okul öncesi eğitime hazır olduğunu belirleyen belirli kriterler vardır, bu makalede: okul öncesi çocukların gelişimsel süreçleri ve bağlanma kuramı hakkında bilgi verilerek çocukların anaokuluna hazır olup olmadığı hakkında, bunun yanında doğru anaokulu seçimi için gerekli kriterler nelerdir bunlar hakkında bilgi verilecektir.
Anaokulu Seçerken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Doğru öğretmen seçimi:

Birçok araştırma, eğitime ne kadar erken başlanılırsa daha sonraki akademik hayatta, sosyal hayatta ve topluma katkı konusunda daha girişken ve istekli olunacağını savunmaktadır. (Eser, 2010; Şahin, 2010; Tezcan, 2011, Kıldan, 2012). Bu yüzden bu yaşlardaki eğitim, eğitimin kalitesi büyük bir önem arz etmektedir. Yaşamın ilk yıllarının, kişilerin bilişsel, davranışsal ve duygusal gelişiminde belirleyici rol oynaması, okul öncesi eğitim öğretmenlerinin çocuklar üzerindeki etkisini ön plana çıkartmaktadır. Okul öncesi eğitim öğretmenlerinin niteliklerinin yüksek olması gerekmektedir. Bu denli önemli ve kritik bir dönemin sorumlulukları ancak yüksek nitelikli öğretmenler yerine getirilebilir (Gürkan, 2005). Bu konudaki en büyük görev aileden sonra okul öncesi öğretmenlerine düşmektedir. Okul öncesi öğretmenleri, tecrübeli, iyi iletişim kurabilen, çocuklarla birlikte oyun oynayan, onlarla şarkı söyleyen, onlarla empati kurabilen, şarkı söyleyebilen, onlara öğrettiği kadar onlarla birlikte öğrenebilen kişiler olmalıdır.

Okul öncesi öğretmenler çocukların ihtiyaçlarına gerektiği zaman doğru yanıtı vermeyi bilen kişidir. Çocuklar bu yaşlarda anne ve babalarından sonra en çok öğretmenleriyle zaman geçirdikleri için ebeveynlerinden sonra örnek alacağı ilk kişi öğretmenleridir bu yüzden okul öncesi öğretmenler çocuk gelişimine ve psikolojisine hakim ve onlara gerektiğinde çok yönlü destek sunan kişiler olmalıdır.

Okul öncesi öğretmen çocuklar ona sorular sorduğunda sıkılmadan cevap vermeli bunun yanında çocukların meraklarını daha da çok irdelemelidir onlarla deneyler yapmalı, onların sorumluluk almalarına katkı sağlamalı, diğer çocuklarla takım çalışmasında bulunmasına ve kritik düşünmelerine katkı sağlamalıdır. Öğretmenin sıcak ve güvenilir tavrı çocuk ile güvenli bir bağlantı kurarak çocuğun ilişkilerinde katkı sağlamalıdır. Çocuk öğretmeni ile güvenli bir ilişki içerisinde olursa diğer yetişkinlerle de daha rahat sosyalleşebilecektir.

Denetim ve Rehberlik:

Bütün kaliteli kurum ve kuruluşlar performanslarının değerlendirilmesine ihtiyaç duyarlar ve denetleme okulların başarısının ölçülmesinde kullanılan en yaygın yöntemdir. (Yavuz, 2010).

Denetim ve rehberlik eğitimdeki kaliteyi arttırmayı sağlayan en önemli dinamik etkenlerden birisidir. Ayrıca sınıf içindeki öğrenme ve öğretme etkinliklerinin yinelenmesinde önemli bir rolü vardır. Kurumlar kadar o kurumda çalışan öğretmenlerin de denetlenmesi hem de kendi performanslarını ölçmeleri için geri bildirime ihtiyaçları vardır. Bu konuda öğretmenler dışardan destek alarak daha fazla akademik ve pratik bilgiler kazanmalıdır.

Anaokullarında diğer bir önemli konu ise rehberliktir. Öğrencilerin herhangi bir sorununda ya da aile ve öğretmenlerin yardıma ihtiyaçları olduğu konularda bir psikolojik danışmana ihtiyaç duyarlar. Bu kişiler çocuk gelişimi ve psikolojisinden anlayan deneyimli uzmanlar olmalıdır. Anaokuluna giden çocuklarda saldırganlık, altını ıslatma, altına kaçırma, yeme bozuklukları gibi psikolojik rahatsızlıklar görülebilir bu gibi durumlarda en doğru şey bir uzmana başvurmaktır.

Çevre, Sınıf Ortamı, Açık Alan ve Çocuk Sayısı:

Loris Malaguzzi’ye göre ‘’Çevre üçüncü öğretmendir.’’

Steiner ise çevrenin öğrenmeye etkisini şu sözüyle açıklar: “Çocuk, ancak gelişimine uygun donatılmış bir öğrenme ortamında asıl potansiyeline ulaşabilir. Bu nedenle, erken yaşlarda uygun mekanların tasarlanmasında, duyuşsal çeşitliliğe önem veren bir tasarım anlayışının benimsenmesi gereklidir.” Bu yüzden çocuğun renkli dünyasını daha da çok uyaracak, çocuklar gibi maceracı, renkli ortamlar eğitime önemli derecede katkı sağlar. Çocukların fiziksel ve zihinsel yeteneklerini doğru bir potansiyelde kullanmasına olanak tanır.

Yapılan bazı araştırmalar, eğitim yapılan bina koşulları ile öğrenci başarısı arasında ilişkinin bulunduğunu ortaya koymuştur. Çocuk-çevre ilişkisi çalışmalarında mekanın önemi özellikle erken çocukluk eğitiminde önemli bir yer tutar. (Biçer, 1993 ; Akgül&Yıldırım, 1995 ; Aydın, 2000 ; Şener, 2001 ; Uludağ&Odacı, 2002 ; Terzioğlu, 2005 ; Steiner, 2008).

Araştırmalar, oyun alanlarının sadece fiziksel güç için değil, aynı zamanda zihinsel, sosyal ve duygusal becerilerin gelişimi için de önemli olduğunu ortaya çıkarmıştır. Oyun mekânı, yaratıcı oyunlar, doğal elemanlarla oyunlar, su ve kum oyunları, gibi farklı oyun türlerini içermelidir. Mekân bilincinin oluşması, algı ve motor gelişiminin uyarılması için çocuk çeşitli mekânları deneyimlemelidir. Çocuğun mekân duygusuna sahip olabilmesi için üstünde-altında, içinde-dışında, açık-kapalı, sağ-sol, yakın uzak gibi çeşitli kavramları öğrenmesi gerekir. Biçimlerin, dokuların, renklerin, tasarımların ve seslerin tekrarı çocukların öğrenmesini sağlamak için önemlidir. Bir oyun alanı çocuğa biçim, boyut, sayı, parçalar arası ilişki vb. kavramları geliştirmesi için yardımcı olmalıdır (Dönmez, 1992 ; Wilson, 1996 ; Aral, Gürsoy&Köksal, 2000 ; Tekkaya, 2001; Yılmaz&Bulut, 2003 ; Tuğrul, 2005 ; Güler, 2009 ; Duman, 2010 ; Gülay, 2011).

Sınıf ortamından bahsetmek gerekirse ise sınıf mevcudu en fazla 12-15 kişilik olmalı ve iki öğretmen bulunmalıdır. Masa, sandalye, oyuncak ve malzeme dolaplarının çocukların ulaşabileceği boyutlarda olmalıdır. Masalar farklı alanlarda( sanat, fen, kutu oyunları, okuma yazma) şeklinde konumlandırılmalıdır. Postane, kahve dükkanı, uzay üssü, tekne gibi hayal gücüne dayalı oyun alanları olmalıdır. Davranış ve sınıf yönetimi ile ilgi posterler, görseller ve uygulamalar olmalıdır. Günlük akış çocukların anlayabileceği şekilde görselleştirilmelidir. Görselliğin önem verildiği, çocukların eserleri bulunan panolar olmalıdır.

Beslenme:

Çocuğun bedensel, duygusal gelişmesini ve sosyal davranışların doğrudan etkileyen en önemli faktörlerden biri yaşına, cinsine ve aktivitesine uygun yeterli ve dengeli beslenmesidir.(UNICEF 2002) Beslenme çocukluk yaş dönemlerinde büyüme ve gelişmeyi etkileyen en önemli faktörlerin başında gelir. Beslenmenin zeka ile ilgisi olduğu düşünülen bir çok araştırma da bulunmaktadır. Okul öncesi çağ çocuklar besinlerden çok çevre ile ilgilenirler, bu yaşlarda besin seçmeye başlarlar o yüzden çocukları yemeğe zorlamak yerine acıktıklarında beslemek, onlara besinleri tanıtmak, yararlarını içerdikleri vitaminleri anlatmak doğru bir karardır.

Okul öncesi dönemdeki beslenmenin amacı; yeterli besin çeşitliliği ile büyüme ve gelişmenin sağlanmasıdır. Büyüme hızının yavaş olduğu, motor gelişimin hızla gerçekleştiği bu dönemde beslenmenin planlanması, yemek yeme davranışı geliştirilmesi ve yaşam boyu pozitif beslenme alışkanlıklarının kazandırılması hedef olmalıdır (ADA 1998).

Oyun :

Çocukların oyun oynadıkça ince ve kaba motor becerileri gelişmektedir. Kum, kil, su, hamur, kesme, yapıştırma, çizme, boyama vb. oyunlar çocukların küçük kaslarının gelişimine; top atma, kule yapma, ip atlama vb. oyunlar ise büyük kaslarının gelişimine çok önemli katkılar sağlamaktadır. Bu tür oyunlar çocuklarda el ve göz koordinasyonunun gelişimine önemli katkılar sağlarlar. Aynı zamanda çocuklar, günlük hayatta gerekli olan becerileri oyun yoluyla deneme imkanı bulmaktadır. (Sevinç 2004, Koçyiğit ve ark. 2007).

Çocuklar, oyun yoluyla sevincini, nefretini, sevgi arayışını ve saldırganlık gibi duygularını dışa vurabilmekte ve ifade edebilmektedir. Çocuklar, toplum kurallarını, kişiler arası ilişkileri ve iletişimi en kolay ve zararsız biçimde oyun yoluyla öğrenir. Sıra beklemeyi, paylaşmayı, başkalarının hakkına saygı duymayı, kurallara ve sınırlamalara saygı göstermeyi, düzen ve temizlik alışkanlıklarını edinmeyi, söylenenleri dinlemeyi, duygu ve düşüncelerini ifade edebilmeyi, empati kurmayı, başkalarıyla etkili iletişime geçmeyi toplumsal hayata hazırlanmada en etkili araçlardan olan oyun sırasında öğrenir. (Seyrek 2003).

Program ve Okula Hazır Oluş:

Kullanılacak olan program çocuğun gelişim düzeyine paralel, çoklu zeka ilkeleri doğrultusunda hazırlanan çocukların gelişimlerine katkı sağlayacak düzeyde olmalıdır.

Uygulanması gereken programlar çocuğun birden çok duyu organını harekete geçirmeli ve çocuğa deneyim kazandırmalıdır.

Bu programların diğer bir amacı ise çocuğun okula hazır oluşunu sağlamalıdır. Okula hazır olma becerisi çocuğun tüm eğitim hayatı üzerinde bir etkiye sahiptir ve bu becerinin temelleri en iyi anaokullarında atılır.

Oktay ve Unutkan’a göre ise; bu dönemde çocukların okula hazır olmalarını sağlayabilmek için sesleri tanıma ve el-göz koordinasyonu gibi okumaya hazırlık becerileri, 0-20 arası rakamları tanıma ve şekilleri öğrenme gibi matematik becerileri, paylaşma ve sıra bekleme gibi sosyal beceriler, büyük ve küçük kas gelişimi gibi motor beceriler, kendi duygularını ifade etme ve empati kurabilme gibi duygusal beceriler, temizlik ve beslenme gibi alanlarla ilgili işleri yapabilme gibi öz bakım becerilerin geliştirilmesi gerekmektedir.

Okula hazır bulunuşlukla ilgili Ulusal Eğitim Hedefleri Panelinde karara varılan kriterler ise Kagan (1992,12-18) tarafından aşağıdaki şekilde sıralanmaktadır:

    • Fiziksel ve Motor Gelişimi: Çocukların doğru beslenmiş ve iyi dinlenmiş olması. Motor gelişimleri ise kalemi düzgün tutabilecek kadar olması.
    • Sosyal ve Duygusal Gelişim: Çocukların yetişkinler ile güvenli ilişkilere girmeleri ve başka çocuklarla oyun oynayıp çalışabilmeleri.
    • Dil Kullanımı: Çocukların, duygu ve düşüncelerini ifade edebilmeleri ve başlangıç okuma hecelerini kavrayabilmeleri.
    • Biliş ve Genel Bilgi: Çocukların, renk, şekil, sıcak-soğuk gibi genel bilgileri kavrayabilmesi.
  • Öğrenmeye Yönelik Yaklaşımlar: Çocuklar; merak, yaratıcılık, sebat etme, bağımsızlık gibi davranışlar göstermelidir.
Side bar
WhatsApp chat