fbpx
19 Oca 2019

Comments: Yorum yapılmamış

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)

Travma Sonrası Stres Bozukluğu Nedir?

‘Travma Sonrası Stres Bozukluğu’,  şok edici; tehlikeli ve korkutucu bir deneyimden sonra bazı insanlarda gelişen bir bozukluktur.

Korkmak, travmatik bir duruma verilen doğal bir tepkidir. Korku,  beyinde milisaniyelerle ölçülebilen çok kısa bir sürede “Savaş-ya da- kaç” tepkisini tetikleyerek, bedenimizde ve beynimizde nörokimyasal-hormonal bir reaksiyon başlatır. Bu tepki, kişiyi acı verici uyarandan korumaya yöneliktir. Durumun etkileri geçince, korkunun getirdiği fizyolojik belirtilerde kaybolmaya başlar. Travmaya bağlı stres belirtileri ortadan kalkmayan ve bu belirtileri tehlikeli bir durum olmamasına karşı deneyimlemeyi sürdüren kişilere TSSB tanısı konabilir.

İşaretler Ve Belirtiler

Travmaya maruz kalan herkeste akut ya da kronik TSBB gelişmeyebilir. Ya da her TSBB yaşayan kişilerin geçmişinde bir travmatik olay olmayabilir. Örneğin aniden sevilen bir kişinin ölmesi de TSBB’nin gelişimine yol açabilir.

TSBB tanısı alabilmek için yetişkinler en az bir ay sürede aşağıda yazılan belirtileri taşımalıdırlar:

İstenmeyen Anılar:

İstenmeyen anıların aşağıdaki belirtileri içerir:

  • Travmatik olaya ait, rahatsızlık verici; yeniden meydana gelen ve istenmeyen anılar
  • Yaşanan travmaya ait görüntülerin yeniden yaşanıyormuşçasına istemsiz bir biçimde zihinde canlanması
  • Travmatik olayla ilgili üzüntü verici rüyalar ya da kabuslar
  • Travmatik olayı hatırlatan bir durumda verilen ağır duygusal ve fiziksel tepkiler

 Kaçınma Belirtileri:

Kaçınma  belirtileri şunları içerebilir :

  • Travmatik olay hakkında düşünmekten ve konuşmaktan kaçınma
  • Travmatik olayı anımsatan insanlardan, aktivitelerden ve mekanlardan kaçınma

 Duygudurumda ve düşüncede negatif değişiklikler:

  • Travmatik olaya dair önemli ipuçlarını hatırlamakta zorlanma
  • Kişinin dünya ve kendisi hakkında olumsuz düşünceler
  • Suçluluk duygusu
  • Daha önceden eğlenceli bulunan aktivitelere karşı ilgi azalması

Arkadaşıma ya da Akrabama Nasıl Yardım Edebilirim?

TSSB’li arkadaşınıza ya da aile üyelerinize duygusal destek, anlayış ve sabır göstermeniz gerekir. TSSB hakkında bilgi sahibi olmak ve kişiyle empati kurmak gereklidir. Onları dikkatlice dinlemeli, tetikleyici faktörleri anlayıp onun deneyimleri hakkında fikir edinmeniz sizin yararınıza olacaktır.

 Kendime Nasıl Yardım Edebilirim?

Psikologunuzla alternatif terapi opsiyonlarınızı değerlendirin. Stresi azaltacak fiziksel egzersizler yapın. Gerçekçi hedefler koyun. Önemli görevleri küçük parçalar halinde tamamlamaya çalışın. Size kendinizi rahat hissettiren aile üyeleri, arkadaş ve yakınlarınızla vakit geçirmeye çalışın. Belirtilerinizin geçmesinin zaman alacağını,  bunun hemen gerçekleşmeyeceğini bilin. Pes etmeyin. 

11 Oca 2019

Comments: Yorum yapılmamış

Depresyon Nedir?

Depresyon Belirtileri

“Yaşamaktan zevk alamıyorum.”
“Artık hiçbir şey için enerjim yok”
“Dünya sanki renklerini kaybetti.”

Bu sözler size tanıdık geliyor mu? Belki de bir umutsuzluk, kırgınlık ve boşluk anınızda bu sözlere benzer şeyler söylemiş olabilirsiniz. Sık sık mutsuz hissediyor, bazen yapmanız gereken şeyleri mutsuz hissettiğiniz ve motive olamadığınız için erteliyor ve zihninize tüm insanlardan uzaklaşıp bir kayanın altına kıvrılarak uykuya dalmak gibi imgeler geliyor olabilir. Peki; bu sizin depresyonda olduğunuz anlamına mı gelir? Hüzünlenmek veya mutsuz hissetmek depresyonda olmak demek değildir.

Hepimiz gün içerisinde dahi, yaşadığımız olaylara, içsel dünyamıza ve duygu durumumuza bağlı olarak seviniriz, heyecanlanırız, mutlu oluruz; üzülürüz, ağlarız. Bazen, nedenini anlayamadığımız bir duygu seli bizi alıp bambaşka yerlere götürebilir. Kendimizi tuhaf, anlamlandıramadığımız bir ruh halinde; mutsuz, kırgın, boşlukta hissedebiliriz.

Ama bizi kısa süreli etkileyen bu yoğun duygular bir hastalık değildir. Duygularımızda kısa süreli değişimler günlük sağlıklı işleyişin bir parçasıdır. Fakat bu duygular uzun süredir varsa; bizim günlük işlevselliğimizi olumsuz yönde etkiliyorsa; kendimizi kötü hissetmemize neden oluyorsa; kendimize ve başkalarına zarar veriyorsak; kendimiz hakkında, çervemizdekiler hakkında veya gelecek hakkında olumsuz duygu ve düşünceler taşıyorsak bunu bir ‘depresif bozukluk/depresyon’ olarak tanımlayabiliriz.

Genel mutsuzluğu, melankoliyi ve hüznü, depresif bozukluklardan ayıran çok keskin bir çizgi olmasa da birkaç önemli nokta vardır. Hüzün, herkesin deneyimleyebileceği normal bir duygudur. Depresyonda olmanın ve mutsuz hissetmenin arasındaki farkın altında yatan sebep bu duyguları deneyimlemek değil daha çok süresi, diğer semptomlar, bedensel etki ve bireyin günlük işlevselliğini etkilemesi bakımından ayrılır. Hüzünlenmek belirli nedenlere bağlıdır; Sevilen bir insanın kaybı, işten kovulmak, bir ilişkinin bitmesi gibi bir olaya, duruma ve kişiye özgü olabilir. Depresif bozuklukların ise daha kompleks ve organik nedenleri vardır. Yas yaşayan insanlar depresif bozukluklara özgü semptomlar gösterebilirler. Ama yasta kişinin ‘kendilik değeri’ genelde korunmuştur. Depresyonda ise değersizlik ve kendinden tiksinme hissi genelde yaygındır.
Peki gerçekte depresyonda olmak ne demektir?

Depresyon Belirtileri Nelerdir?

• Depresif bir duygu duruma sahip olmak
• Daha önce yapılmasından zevk alınan şeylerden zevk alamamak
• İştah azalması ya da artması
• Uykuya dalmakta güçlük ya da olduğundan fazla uyumak
• Enerji kaybı ve bitkinlik
• Yavaşlamış hareketler ve yavaşlamış konuşma.
• Değersizlik ve suçluluk hissi
• Düşünmede, konsantre olmada ve karar vermede güçlük
• Ölüm ve intihar düşünceleri
• Suçluluk duyguları
• Öfke patlamaları
• Hayattan keyif alamamak
• Geleceğe, kendisine ve çevresindekilere yönelik olumsuz duygu ve düşünceler

Depresyondayken ne zaman profesyonel yardım alınmalıdır ?

Yukarıdaki belirtilerin en az bir aydır bulunması ve bu belirtilerin kişinin hayatını, mesleğini ve sosyal ilişkilerini sağlıklı yürütmesinde engel teşkil ediyor olması durumunda yardım alınmalıdır.

Depresyon kimlerde görülür ?

Depresyon psikiyatrik hastalıkların gribidir. Tedavi edildiğinde kısa sürede kişi eski yaşantısına geri dönebilir. Tedavi edilmediğinde kişi ve çevresi için yıkıcı sonuçları olabilir.
Her yaşta, her eğitim seviyesinde, ve her iki cinsiyette de ortaya çıkabilir. Çocuklarda ve ergenlerde özellikle dikkatli olunmalıdır. Belirtiler çocuğun/ ergenin karakteristik özelliği gibi düşünülür ya da okuluna, arkadaş ilişkilerine, yaşının küçüklüğüne atfedilir. Oysa ki depresyonda olan çocuk/ergende ebeveynin bu yanlış düşünceleri özellikle ergenlerde intihar ile sonuçlanabilmektedir.
Kadın ve erkeklerde görülme oranı yakındır.
Depresyon Tedavisi Nasıl Olmalıdır?
Tedavisinde psikoterapi yöntemi olarak BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) en etkili yöntemdir. BDT tekniğini iyi kullanabilen psikologlar için ortalama 8/10 seans yapılandırılmış terapi uygulanır. Ardından depresyonun yeniden oluşmasını engellemek için 3/5 seans önlem çalışmaları yapılır. Ancak seansların sayısı kişinin geçmiş travmatik yaşantısının bulunması, kişinin mizaç özellikleri, yaşamsal sorunlarının niteliksel ve niceliksel durumu ve depresyona eşlik eden diğer psikiyatrik tabloların varlığına bağlı olarak artış gösterebilir.
Kişide intihar düşünceleri varsa, depresyon şiddeti yüksek ise terapiye ek olarak ilaç kullanımı da önerilmektedir.

Elif GÜNERİ 18 Eyl 2018

Comments: Yorum yapılmamış

İŞTE İNSAN – Bipolar Affektif Bozukluk

İŞTE İNSAN

Yrd. Doç. Dr. Elif Güneri (Uzman Klinik Psikolog) ile İŞTE İNSAN programının bu haftaki konusu BİPOLAR AFFEKTİF BOZUKLUK.

Bu programda; Bipolar Afffektif Bozukluk, nedenleri, nasıl teşhis ve tedavi yöntemleri vb.. konulara değinilmiştir.

Elif GÜNERİ 18 Eyl 2018

Comments: Yorum yapılmamış

İŞTE İNSAN – İnsanlarla Etkili İletişim Nasıl Kurulur?

İŞTE İNSAN

Yrd. Doç. Dr. Elif Güneri (Uzman Klinik Psikolog) ile İŞTE İNSAN programının bu haftaki konusu İNSANLARLA ETKİLİ İLETİŞİM NASIL KURULUR.

Bu programda; etkili iletişim kurmanın yolları nelerdir, insanların kendileri ile, aileleri ile, başkaları ile kurdukları iletişim şekilleri, her iletişim gerçekten iletişim midir vb.. konulara değinilmiştir.

Psikoz 22 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

Psikoz

PsikozPsikoz gerçeklik algısıyla ilgili bir rahasızlık türüdür. Gerçek olmayan inanışlar, olmayan şeyleri görme ve duyma, gerçek olanla olmayanı ayırt edememe bunlara örnek verilebilir. Bu tarz düşünce bozuklukları olduğunda, kişiler onlara çok sıkı bir şekilde bağlanırlar ve düşünce bozukluklarının aksi kanıtlanırsa bile inanmazlar, fikirlerini değiştirmezler. Bu tarz düşüncelere sanrı denir. Bu sanrılar genelikle aynı kültürdeki insanlarla kıyaslanır. Bu çok önemlidir çünkü bir kültüre göre alışılmadık olan bir şey diğer kültere fazlasıyla normal gelebilir. Bunları ayırt edebilmek için birkaç referans türü vardır

İlk tür “referans(alınma) sanrısıdır”. Bu sanrı belirtileri kişinin gerçekleşen her olayın bir sebebi olduğuna inanması ve kendisiyle bağdaştırması denebilir. Örneğin kişide, insanların onun hakkında konuştuğu, sürekli dedikodusunu yaptığı, gazete haberlerinin kendisinden söz ettiği şeklinde inançlar gelişebilir. Çevresinde gördüğü her olayı bir ipucu, kendisiyle ya da üzerine takıldığı konuyla ilişkili bir gizli mesaj olarak değerlendirir, gizli anlamlar arar.

İkinci sanrı türü ise “grandiyoz sanrı” türüdür. Büyüklük hezeyanı olarak da bilinir. Kişinin; kendisinin çok güçlü, çok bilgili, yetenekli olduğuna inanma hezeyanı. İki çeşidi vardır.

Grandiyöz yetenek hezeyanı: özel bir takım güçleri ya da yeteneklerinin olduğuna inanma.

Grandiyoz kimlik hezeyanı ise kendini çok ünlü ve tanınan biri olduğuna inanmadır.

Üçüncü çeşit ise paranoya sanrı türüdür. Bu sanrı türüne sahip insanlar sürekli paranoylar şüphelerle ilgilidir. Hastalar bir takım insan tarafından zarar gördüklerine veya izlendiklerine inanırlar. Örneğin evin önündeki bir arabanın kendisini takip ettiğini ve tehlikede olduğunu düşünürler.

Diğer bir sanrı türü kontrol sanrısıdır. Kişi, başka bir kişi veya canlının insanların duygu ve düşüncelerini kontrol ettiğine inanır. Örneğin uzaylıların dünyayı kontrol ettiğini düşünürler.

Son olarak erotomonik sanrılar: kişi başkalarının ona aşık olduğunu düşünür. Bu kişiler genelde üst seviye zengin ya da ünlü insanlardır.

Psikoz teşhisi konmuş insanlar halüsinasyonlar da görebilir. Bunlar sadece görsel değil işitsel de olabilir. En fazla karşılaşılan tür ise işitsel halüsinasyonlardır. Görsel halüsinasyonlarda ani ışık çakması veya olmayan insanları görme gibi olabilir.

Psikoz hastalarında bir diğer belirti türü ise davranış ve düşünme bozukluklarıdır. Bunlar kolay bir biçimde gözlemlenebilir. Düşünme bozukluklarını gözlemlemek, davranış bozukluklarına göre biraz daha zordur. Belirtileri ise; kişi konuşurken çok bilgi vermez, konuşurken devamlılığı olmaz veya çok fazla konuşur. Cevap verirken konudan çok sapar, sorulan soruya cevap veremeyebilir. Aniden susma gibi belirtileri de vardır. Bazı durumlarda sözcükler anlam aramaksızın bir araya getirilir. Örneğin, “eşşek adam”, “hızlı ev” gibi cümleler söyleyebilirler. Bu tür hastaların, ilk yanıta takılma gibi takıntıları vardır .

Psikozun Epidemiyolojisi

Psikozun görülme sıklığı tüm dünyada aynı sayılır, kültüre ya da topluma göre değişim göstermez. İnsidansı 0.35’tir. Yaşam boyu hastalanma riski %0.40-2.70 arasında değişmektedir. Genelde ergenlik döneminin bitişinde ya da yetişlinlik döneminin başlangıcında başlar. Erkeklerde kadınlardan daha erken yaşlarda görülmektedir.

Psikozun Etiyolojisi

Kişide psikozu tetikleyen, altta yatan sebeplerde olabilir. Bunlar şizofreni benzeri gibi psikiyatrik durumlar veya tıbbı durumlar olabilir. Alkol kullanımı ve (LSD) içeren maddeler, bazı ilaçlarda psikotik belirtilere yol açabilir. Bunlar levodopa veya virüs önleyici ilaçlar da olabilir.
Psikoz tedavi edilmezse kişide agresyon, gerginlik ve endişe gibi duygular gösterebilir. Psikoz belirtileri gösteren kişiler en kısa zamanda psikolojik tedavi almalıdırlar.Almadıkları takdirde kendileri veya çevrelerindeki insanlar için ciddi tehlike olabilecek konuma bile gelebilirler.

KAYGI (ANKSİYETE) BOZUKLUKLARI 16 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları

KAYGI (ANKSİYETE) BOZUKLUKLARIİnsanlar yaşamları içinde bazı olaylarla karşılaşır ve bu olaylar karşısında panik, endişe, korku yaşarlar. Olayın bitmesiyle bu duygular da biter. Bu geçici duygular anksiyete olarak nitelendirilmez, vücudun hayatta kalma faaliyetidir. Fakat bazı insanlarda bu duygular içsel nedenlerden dolayı ya da dışsal tehlikelere karşı uzun süreli olarak yaşanır, buna anksiyete ya da kaygı bozukluğu denir. Yaşanan bu duygu durumu kişinin işlevselliğini azaltır. Kaygı bozukuğuna herhangi bir ilaç neden olmaz veya tıbbi bir durumdan kaynaklanmaz.

DSM-5 Kaygı Bozukluğu Tanıları

    • Özgül Fobi
    • Sosyal Kaygı Bozukluğu
    • Panik Bozukluk
    • Agorafobi
    • Yaygın Kaygı Bozukluğu
  • Özgül Fobi

Kişinin belirli bir nesne ya da duruma karşı gösterdiği aşırı korkudur. Kişi korkusunun fazla olduğunu bildiği halde korku nesnesine ya da durumuna karşı kaçınmacı davranışlar sergiler. Kişiye özgül fobi tanısı konulabilmesi için DSM-5 tarafından belirlenen kriterleri en az 6 ay sergilemesi gerekir.

Belirtiler:

    • Bir nesne ya da duruma karşı aşırı korku
  • Nesne ya da durumdan kaçmak veya yoğun kaygı yaşayanarak kaygının git gide artması

Sosyal Kaygı Bozukluğu

Kişinin sosyal ortamlarda ya da sadece tanımadığı kişiler yanındayken seyredilme, eleştirilme ya da yargılanma korkusudur. Bu korkular mantıksız ve süreklidir. Kişi topluluk önüne çıkmaktan, topluluk önünde konuşma yapmaktan, yeni insanlarla tanışmaktan, dikkat odağı olmaktan, başkalarının karşısında yemek yemekten, otorite figürüne sahip bir insanla iletişimden korkar ve utanır. Tüm bunlar kişinin sosyal hayatını oldukça olumsuz etkiler. Tanı konulabilmesi için DSM-5’te belirlenen kriterlerin en az 6 ay mevcut olması gerekir.

Kriterler:

    • Sosyal değerlendirilme ihtimalinde sürekli ve aşırı korku ve/veya kaygı.
    • Kişide, değerlendirileceği yönünde bir uyarana maruz kalarak, korku veya kaygı oluşması.
  • Bu uyarandan kaçınılması ya da uyarana katlanılarak aşırı kaygı oluşması.

Panik Bozukluk

Panik bozukluk belirli bir durum ya da olaya bağlı olmaksızın, tekrarlayan panik atakların eşlik ettiği ve aniden ortaya çıkan bir anksiyete türüdür. Panik atak geçiren kişiler yoğun ve şiddetli kaygı ve korku hissi duyar. Panik atak geçiren kişilerde depersonalizayson, derealizasyon, kontolü kaybetme, çıldırma, ölüm korkusu gibi belirtilerle birlikte; nefes alamama, kalp çarpıntısı, boğulma hissi, aşırı terleme, titreme, üşüme, ürperme, sıcaklanma, uyuşma, karıncalanma gibi fiziksel belirtiler de görülür. Bu belirtilerin en az 4’ü hastada görülür ve 10 dakika içinde en yüksek seviyeye ulaşır. Fakat bu belirtiler belirli bir uyarana karşı oluşuyorsa, panik atak olarak değil fobi olarak değerlendirilir.

DSM-5 kriterlerine göre tanı için hastada tekrarlayan panik ataklar olmalı ve en az 1 aydır başka atağa karşı endişe duyulması ya da geçirilen ataklar nedeniyle işlevsel bozulmalar.

Agorafobi

Kişilerin kalabalık alanlardan korkmasıdır. Agorafobisi olan kişiler kalabalık alanlara girdiklerinde başına bir tehlike geldiklerinde kaçamayacaklarını düşünürler ve yoğun bir endişe yaşarlar. Bu endişe o kadar kuvvetlidir ki birçoğu evden çıkamaz. Tanı konulması için DSM-5’te belirtilen kriterlerin en az 6 ay sürmesi gerekir.

Belirtiler:

    • Tek başına ve kaçmanın ya da yardım almanın mümkün olmadığı yerlerden, en az ikisinden korkma, endişe duyma veya panikleme.
    • Bu durumların sürekli korkuya ya da endişeye yol açması.
  • Bu durumlarda yanında birine gereksinim duyma, durumdan kaçma veya kaçamadığında yoğun korku, kaygı duyma.

Yaygın Kaygı Bozukluğu

Yaygın kaygı bozukluğu, kişinin günlük şeylerle ilgili sürekli ve orantısız endişe duymasıdır. Kaygı her insanın hayatının bir parçasıdır fakat yaygın kaygı bozukluğu olan kişiler, bir konu hakkında diğer insanlara oranla aşırı kaygılanırlar ve kaygıları süreklidir. Bu da kişinin günlük yaşamını oldukça zor hale getirir. Kişi kolay sinirlenir, kolay yorulur, huzursuz olur. Tanı konulabilmesi için DSM-5’e göre belirtilerin en az 6 ay yaşanması gerekir.

Belirtiler:

    • Günlük konularla ilgili günün en az yarısında kaygı duyma.
    • Kaygıyı kontrol etmede zorlanma.
  • Kaygıyla birlikte aşağıdakilerden en az üçünün yaşanması
      • Huzursuzluk veya gerginlik
      • Kolay yorulma
      • Kolay sinirlenme
      • Kas gerginliği
    • Uyku bozukluğu

Epidemiyoloji

Anksiyete bozukluklarının prevalansı %17,7’dir. Sosyoekonomik düzey anksiyete bozukluklarının yaşanma oranını etkiler. Özgül fobi kadınlarda en sık görülen psikiyatrik bozukluktur. Prevalansı %5-10 arasındadır. Erkeklere oranla kadınlarda 2 kat daha fazla görülür. Çevre tipi fobiler 5-9 yaşlarında, durumsal fobiler ise 20 yaş civarında başlar.

Sosyal kaygı bozukluğunun prevalansı %3-13 arasındadır. Yaygınlıkta cinsiyete göre farklılık yoktur. Ergenlik döneminde ortaya çıkar.

Panik bozukluğun prevalansı %1.5-5, panik atağın prevelansı ise %3-5.6’dır. Boşanma durumu panik bozukluk oluşmasında etkilidir. Başlangıç yaşı 25 civarındadır.

Agorafobinın prevalansı %0.6-6 arasındadır. Spesifik bir başlama yaşı yoktur, yaşanılan olaylar agorafobi oluşumunu etkiler.

Yaygın kaygı bozukluğunun prevalansı %3-8 arasındadır. Erkeklere oranla kadınlarda 2 kat daha fazla görülür. 20’li yaşlarda görülmeye başlanır.

Etiyoloji

Kişide kaygı bozukluğunun oluşmasını soya çekim gibi genetik faktörler, tıbbi faktörler ve psikolojik faktörler etkiler. Kaygı bozukluklarının etiyolojisinin, her bir bozukluk için ayrı incelenmesi daha doğrudur.

Özgül fobi, fobilerin koşullanmasıyla oluşabilir. Sosyal kaygı bozukluğu; davranışsal faktörlerle ve olumsuz öz değerlendirmelere aşırı odaklanmayla oluşabilir. Panik bozukluk nörotransmitterlerin farklı şekilde çalışmasıyla, klasik koşullanmayla, bilişsel faktörlerin etkisiyle tetiklenebilir veya oluşabilir. Agorafobiyi, bir bilişsel faktör olan “korkudan kaçınma” hipotezi etkileyebilir. Yaygın kaygı bozukluğunda GABA ve serotonin sistemlerinin performansı önemlidir.

Tedavi

Kaygıyı azaltmada psikolojik veya tıbbi tedaviler uygulanır. Psikolojik tedavilerin, tüm kaygı bozuklukları için odak noktası “maruz bırakma”dır. Bunun dışında kas gevşetme yöntemleri ya da meditasyon uygulanabilir. Tıbbi yöntem olarak ise sakinleştirici, yatıştırıcı ya da anksiyolitik ilaçlar kullanılır.

Obsesif Kompülsif Bozukluk 10 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

Obsesif Kompülsif Bozukluk

Obsesif Kompülsif BozuklukObsesif kompülsif bozukluk, obsesyon denen sürekli tekrarlayan düşünce, fikir ve dürtüler ile kompulsiyon denen yinelenen davranış ve zihinsel eylemlerden oluşan bir bozukluktur.

Obsesyonlar kişinin isteği dışında oluşur ve kişi tarafından mantıksız ve saçma bulunur. Fakat obsesyonlar ısrarcıdır ve kontrol edilemez biçimdedir. Bu nedenle kişide yoğun huzursuzluk ve sıkıntıya neden olur bu da anksiyeteye yol açabilir.

Kişi obsesyonların neden olduğu kaygı ve sıkıntıyı azaltmak veya korktuğu bir olayın ya da durumun yaşanmasını engellemek için kendine kompulsiyonlar oluşturur. Kişinin kompulsiyon davranışları gerçekleştirmek için herhangi bir zorunluluğu olmamasına karşın bu davranışları yapar ve yapmadığı takdirde kötü bir şey ya da bir felaket yaşanacağını düşünür.

Epidemiyoloji

Obsesif kompulsif bozukluğun yaşam boyu prevelansı %2-3 arasındadır. Görülme sıklığının ırklar arasında bir farkı yoktur. Ergenlik çağında erkeklerde daha sık görülür, yetişkinlerde ise kadın erkek dağılımı eşittir. Başlangıç yaşı 20 civarındadır.

Etiyoloji

Obsesif kompulsif bozuklukta genetik, biyolojik ve psikolojik etkilerden söz edilebilir. Genetiğin yani soya çekimin etkisi %30-50 arasındadır. Bazı klinisyenlere göre OKB olan kişilerde sezgisel durağanlık kavramında problem vardır. OKB’li kişiler ısrarcı düşüncelerini diğer insanlara göre daha fazla bastırma eğilimindedirler fakat düşünceleri bastırmaya çalışmak aksine bastırılmaya çalışılan düşüncenin daha fazla düşünülmesine yol açar. Serotonin maddesindeki bozulmalar ile OKB arasında bir ilişki de bulunmuştur. Çocukluk çağlarında yaşanan travmalar, kişilik özellikleri de OKB üzerinde etkilidir.

Tedavi

OKB’de tedavi yöntemi olarak antidepresan ilaçların etkili olduğu kanıtlanmıştır. Aynı zamanda psikolojik bir yöntem olan “tepki engellemeli maruz bırakma” tekniği de olumlu sonuçlar vermektedir.

SOSYAL FOBİ 06 Ağu 2018

Comments: Yorum yapılmamış

Sosyal Fobi
SOSYAL FOBİ
SOSYAL FOBİ

1) Sosyal Fobi nedir?

Sosyal fobi bir kaygı bozukluğudur. Kişinin dikkat odağı olmaya ve diğer bir kişi veya kişiler tarafından değersiz sayılmaya karşı olan abartılmış korkusuyla ilgilidir. bu kişiler yoğun olarak performans kaygısı yaşamaktadırlar ve bu kaygıyı her performans sergileyeceği zaman yoğun bir biçimde yaşarsa kişide sosyal fobi var diyebiliriz.

2) Sosyal fobinin alt tipleri nelerdir?

    • Sosyal etkileşim: Buluşma, konuşmaya katılma, biriyle çıkma, fikrini söyleme, haklarını savunma.
    • Performans: Topluluğa karşı konuşma, spor yapma, müzik aleti çalma, dans etme gibi..
  • Gözlenme: Sokakta yürüme, otobüse binme , odaya sonradan girme, açık tuvaleti kullanma, biriyle yemek yeme.

3) Sosyal fobinin görülme sıklıkları nasıldır?

    • Kadınlarda daha sık görülmektedir fakat klinik başvurularda erkekler daha fazla.
  • Başlama yaşı 13-20 yaş arasındadır.

4) En sık karşılaşılan belirtileri nelerdir?

Kızarma ve kaslarda titreme. Çarpıntı, terleme, mide rahatsızlıkları, boğazda kurma, sıcaklık ateş basması, üşüme gibi..

5) Sosyal fobinin panik ataktan farkı nedir?

Sosyal fobide değerlendirme ve performans kaygısına bağlı oluşan bir kaygıya bağlı olan davranışsal durumlar oluşmaktadır. mesela kişi sunumda söyleyeceklerimi unutursam rezilolurum inancına bağlı olarak yoğun şekilde yaşadığı kaygı yüzünden çarpıntı hissetmektedir. fakat panik atakta bedensel duyumları abartarak yaşanılan korku vardır. örneğin kalbim çok hızlı atıyor, kalp krizi geçireceğim gibi..

6) Sosyal fobide en çok yakınılan belirtiler nelerdir?

Kişinin en rahatsız olduğu belirtiler, kızarma, ağızda kuruluk, kekeleme,ses titremesi

7) Sosyal fobide temel örüntüler nelerdir?

    • Olayları kendine odaklama:
    • Yoğun biçimde kendine odaklanır.
    • Kaygılı bekleyiş
    • Kaçınma ve kaçma
    • İşlevselliğin kesintiye uğraması
    • Beceri eksikliği
  • Olumsuz beklenti: beni reddedecekler , yetersiz bulunucam , garip olduğumu düşünecekler, en basit şeyleri dahi yapamıyorum, yine başarısız olacağım..

8)Sosyal fobik insanların yaptığı yanlışlar nelerdir?

Sosyal fobi yaratacağı düşünülen durumlardan kaçındıkça kaygısı azalır,böylece kaçınma davranışı pekişir. Ve kaçınma sayesinde olumsuz sonuçları olabilecek sosyal durumlardan kaçınılmış olur ve böylece koşullanmış olan korkunun sönmesi engellenir. kısır bir döngü oluşur.

9) Sosyal fobide nasıl bir kısır döngü oluşur?

Tetikleyici uyaran (sunum yapmak) etkiliyor, otomatik düşünceyi(rezil olacağım), Tehlike algısı büyüyor, anksiyete ve fiziksel belirtiler gözleniyor(yüzünün kızarması, terleme, sesinin titremesi), davranış( kaçınma, sunum yapmama), Geçici rahatlama. ve tekrar tekrar aynı şeyler.

10) Sosyal fobide kaçınmalar ne şekilde oluyor?

Az konuşma, göz temasından kaçınma, soru sormaktan kaçınma gibi..

11) Sosyal fobisi olan kişilerin kaygılarını arttıran inançları nelerdir?

    • Herkesin takdirini kazanmalıyım,
    • Hiçbir zayıflık belirtisi göstermemeliyim
    • Kaygılı olduğumu kimse farketmemeli
    • Zeki ve parlak görülmeliyim.
    • Bunun yanı sıra sosyal fobik kişilerin sahip olduğu bazı temel inançları vardır,
  • Farklıyım(herkesin başına gelmez ama benim gelebilir), sıradışıyım(olumsuz),çekici değilim, rahatsız ediciyim, yetersizim.

12)Peki bu inançların oluşmasına ne zemin hazırlıyor bunun anne baba tutumlarıyla ilişkisi var mıdır?

    • Anne ve babaların çekingen özellik taşıması
    • Utanç yaratıcı durumlar
    • Suçluluk duygusu doğurmaya yönelik tutumlar
    • Çocuktan gurur duymama
    • Tahammülsüzlük
    • Çocuğu sevmeme
    • Aşırı eleştirme, reddetme, cezalandırıcı tutumlar
  • Uygunsuz bir biçimde diğer çocuklarla kıyaslama

13) Sosyal fobik bir kişi terapiye başlamak istedi nasıl bir süreç izlenir?

    • Öncelikle bir değerlendirmeye alınır.
    • Sorun alanlarının bilişsel,davranışsal,çevresel,duygusal ve fizyolojik boyutlarını araştırılır.
    • Kaçınma ve güvenlik davranışları bulunur
    • Sosyal ve iş hayatında yaşadığı zararların konuşulması, ek bir psikolojik rahatsızlık durumları tespit edilir.
  • Daha sonra terapinin kısa ve uzun dönemli amaçları saptanır.

14)Tedavide neler kullanılır?

    • Psikiyatrik ilaçlar
  • Psikoterapi (BDT) , grup terapisi

15) BDT ile nasıl bir süreç izlenir?

Kişinin bilişsel çarpıtmalarıyla, davranışlarındaki güvenlik arayışları tespit edilir bunların üzerine yoğunlaşılır.

16) En çok ne tarz bilişsel çarpıtmalar gözlenir?

    • meli-malı ( iyi performans göstermek zorundayım)
    • Etiketleme ( Eğer bunlar olmazsa yetersiz bir insanım)
    • Felaketleştirme ( Performans esnasında duyacağım rahatsızlık çok kötü olacak)
  • Düşük engelleme eşiği, (Ben böyle bir durumla başedemem, bunu kaldıramam, dayanamam)

17)Bu bilişsel çarpıtmaları nasıl düzeltilir?

Davranışsal teknikler ile , maruziyet, hayali maruziyet, davranış deneyleri , video monitarizasyonu ile.

Örneğin:

hastanın belirtisi Maruziyet

Yemek yiyememe Küçük kalabalık restoranda yemesi zor bişi yemek spagetteti veya hamburger gibi

15-20 dk dan kısa olmayacak şekilde. çünkü fizyolojik belirtilerin başlamasını beklenir veya sunum yapmaktan korkan birine, sunum ortamı hazırlayıp , bir performans sergilemesini isteyip, videoya alınabilir. Kişiden sunumdan önce kendini değerlendirmesini istenir.

18) Peki bu video monitorizasyonun amacı nedir?

Bazı inançları test etmek

19) Kişiden bu uygulamayla neyi öğrenmesi beklenir?

    • Kendi felaketleştirme eğilimini
    • Performansını olduğundan kötü algıladığını
  • Seyirci tarafından zannettiğinden daha iyi değerlendirildiğini görmesini sağlar

20) Diğer bir terapi çeşiti olan grup terapisi sosyal fobi için ne işe yaramaktadır?

    • Kişilerin gözlemsel öğrenmesini sağlar
    • Doğal bir maruziyet sağlıyor
    • Diğerlerine yardım ederek öğrenme
    • Aynı sorunu paylaşanları görüp olumlu etki
  • Diğerlerinin başarılarıyla cesaretlenme
Side bar
WhatsApp chat